Fecrin İlk Işığı: KUDÜS

Tefekkür; kalp ve özlemin zihinde buluşmasından doğar. Özlem öyle derin öyle sevgili olmalı ki; kalp ritmini bozsun, akıl şuurunu yitirsin, dünya bir an için un ufak olsun, ezilsin zihnimizin her hücresinde. Kudüs denince durur akan sular, yıkılır tüm putlar, kavrulur hasretle sevdalı gönüller. Beyin özgürlüğüne, kalp sekinete kavuşur. Yaşamak ölmek basitleşir bir an. Çünkü bir kez adı geçmiştir onun.

Kudüs, vefakârdır sevdalısına ama sevdanın yanında emek ister, azim ve gayret bekler. Nazlıdır. Kim hak ettiği ilgiyi gösterirse onun olur. En çok Müslümanların elindeyken mutludur, huzurludur. Her ne kadar bir başına, yapayalnız kalmış olsa da beklemektedir Selahaddin’i, Ömer’i, Yavuz’u… Gelin olmuş altından elbiseli Kubbetü’s-Sahra şimdi gözlerini Yafa kapısına dikmiş, beyaz atlı fatihini beklemektedir.

Kudüs; kadim şehir, medeniyetin beşiği, üç semavi dinin ortak noktası, peygamberler diyarı… Bu şehri elinde tutan devlet, tarihin her döneminde söz sahibi olmuştur. Kudüs’e sahip olmak kadar sahip çıkmak da bir başka meseledir. Herkesin gözü Kudüs üzerindedir. Kudüs, 23 kez işgale 52 kez saldırıya ve 44 kez ele geçirilip tekrar kurtarılmaya şahit olmuştur.

Şimdi Kudüs ve fetih üzerine biraz tefekküre dalalım.

Kudüs’ün tarihine bakarsak ilk insan yerleşimlerinin MÖ 12.000-10.000 arasında olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda Efendimizin (a.s) buyurduğu hadisle sabittir ki dünya üzerinde ikinci mabet burada inşa edilmiştir.

Kudüs, üç semavi din için bambaşka anlamlara ve öneme sahiptir.

Hristiyanlar için peygamberleri Hz.İsa  burada doğmuş, büyümüş, peygamberliğini burada ilan etmiştir. Dolayısıyla Hristiyanlığın doğup tüm dünyaya yayıldığı yerdir Kudüs. Dünyadaki tüm kiliselerin yüzleri Kudüs’e dönüktür. Çünkü Kudüs’e sadakat Hz.İsa’ya sadakatin ifadesidir. Aynı zamanda hac ibadetlerini burada ifâ ederler.

Yahudiler için dünyadaki en önemli belde Kudüs’tür. Tevrat’ta bulunan şu ifadeler onlar için ne derece değerli olduğunu bizlere göstermektedir: “Eğer seni unutursam ey Yeruşalim, sağ elim hünerini unutsun; eğer seni anmazsam, eğer Yeruşalim’i baş sevincimden üstün tutmazsam dilim damağıma yapışsın.”

Müslümanlar için Kudüs’ün içindeki Mescid-i Aksâ üçüncü haremdir. Orada kılınan namaz iki bin katına kadar daha değerlidir. Efendimiz (a.s) miraca buradan çıkmıştır. Göklerin kapısı buradan açılmış ve her Müslümanın kendi miracı olan namaz burada farz kılınmıştır. İlk kıblemizdir ve on üç-on dört yıl boyunca kıblemiz olmuştur. Efendimiz (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Bu hicretten sonra (Medine’ye hicret) bir hicret daha olacaktır. Yeryüzünün en hayırlı insanları İbrahim’in (a.s) hicret ettiği yerlere bağlı olanlardır.”(Ebu Davud, Cihad)

Üç semavi din, tarihin belli bir döneminde Kudüs’ü yönetme imkanı bulmuştur.

Haçlı Seferleri’nde ele geçiren Hristiyanlar, (kendi kaynaklarından okuduğumuz kadarıyla) bir hafta boyunca kadın-çocuk yaşlı-engelli demeden yetmiş bin Müslümanı şehit etmişlerdir. Sokaklarda atların dizine gelecek yükseklikte kan akmıştır.

Yahudiler halihazırda yönettiğini iddia etmektedir. Kendileri Tevrat ve onun şeriatıyla yönettiklerini tüm dünyaya duyursalar da on emirden biri olan “Katletmeyeceksin!” kuralını çiğneme üzerine kurulmuş bir devlettir.

Mü’minler ilk olarak Hz.Ömer zamanında Kudüs’ü yönetmiştir. Dönemin Kudüs Patriği Hz.Ömer‘in yönetimini şu sözlerle anlatmaktadır: “Müslümanlar, adaletli bir toplumdur. Biz onlardan hiçbir eziyet ve baskı görmedik.” Hz.Ömer’in emannamesi bugün bile gayrimüslim tarihçileri hayrete düşürmektedir. Selahaddin Eyyubi daha üzerinden bir asır geçmeden Haçlıların elinden tekrar aldığında, Hıttin Savaşı’nda eşi ölen kadınlardan fidye almamış üstüne üstlük kendi cebinden yardımda bulunmuştur. Bu İslam’ın ve ona tâbi olanların yüceliğidir.

Kudüs hiç şüphesiz tüm semavi dinlerin göz bebeğidir. Ancak müslümanların elindeyken huzur, barış ve adalet içinde yönetilmiştir. Bir başka deyişle Kudüs, ancak ve ancak müslümanların elindeyken Darüsselam’dır. Bu nedenle her müslüman Kudüs derdiyle dertlenmelidir. Üzerine kafa yormalı ve nihâi hedef Kudüs’ün fethi için çalışıp çabalamalıdır.

Bu bağlamda ne yapabiliriz?

Önce zihinlerin özgürlüğü. Bizler kendi içimizde prangalara ve esaret zincirlerine sahibiz. Önce öğreneceğiz ve Kudüs’ün önemini içimizde sindireceğiz. Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ün kapısında ordusuna dönerek şöyle demiştir: “Sanmayın ki bu toprakları kılıçla fethettim, ben fethimi Kadı el-Fadıl’ın kalemi sayesinde gerçekleştirdim.”

Sonra Allah’ın bize vermiş olduğu yeteneği keşfedip o kabiliyetimizle elimizden gelenin en iyisi olma gayretini sarf edeceğiz.

Son olarak ümidimizi kaybetmeyeceğiz. Ne olursa olsun bu yola çıktığımız andan itibaren yardımcımızın Allah olduğunu bilerek emin adımlarla ilerleyeceğiz.

“Kudüs, doğacak fecrin ilk ışığıdır.” Nuri Pakdil.

Allah hepimize Kudüs’e gitmeyi ve fethini görebilmeyi nasip etsin.

Vesselam…

Muhammed Emin Sarıoğlu