Şeyhlerin şeyhi, Ahmed İsmail Hasan Yasin. Bilinen adıyla Şeyh Ahmed Yasin. Doğduğu tarih tam olarak bilinmiyor. Kendisi 1938’de doğduğunu söylemiştir. Doğduğu yer Gazze’yle sınır olan Askalan şehridir.
3 yaşındayken babasını kaybeden Şeyh Ahmed Yasin, annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyümüştür. 1948’de işgalci İsrail Devleti’nin saldırıları sonucu kendi ülkesinde mülteci durumuna düşmüş ve Gazze’ye hicret etmiştir.
Eğitim hayatına Gazze şehrindeki İmam Şafii ilkokulu ile başladı. İlkokulda yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu olay sonucu tüm vücudu felç oldu. İlkokuldan sonra Er-Rihal ortaokulunu ve Filistin lisesini bitirdi.
Lise eğitimini tamamlayan Şeyh Ahmed Yasin, ilmi açıdan kendini yetiştirmek için Mısır’a gitti ve orada Ezher Üniversitesinde alimlerden özel ders aldı. Bu süreçte İhvanı Muslimin’e (Müslüman Kardeşler) katıldı.
İlim ve yeterli donanım elde eden Şeyh Ahmed Yasin, 1967 yılında Gazze’ye dönerek irşad ve bilinçlendirme faaliyetlerine başladı. 1968’de ileride Hamas’ın temellerini oluşturacak olan bir İslam Merkezi kurdu. İşgalci İsrail yönetimi bu merkezi birçok kez kapattı ancak merkez farklı isimlerle (Ed-Dava ve’l Cihad”, “İsra Toprağındaki Birlikler” ve “İslam Toplumu Hareketi”) tekrardan faaliyete geçti.
Tamamen kendi çabası ve emekleriyle kurmuş olduğu bu merkezle, adı tüm Filistin’de duyuldu. Halkın içinde bir umut filizi yeşerirken İsrail yönetimi bu durumdan rahatsız olmaya başladı. Bu süreçte sık sık polis merkezlerinde sorguya çekilen Şeyh Ahmed Yasin, 1982 yılında tutuklandı. Çıkartıldığı mahkemede örgüt kurma ve silah bulundurma suçlarından 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu olay sonucunda Şeyh Ahmed Yasin’i ve davasını durduracaklarını zanneden İsrail yönetimi, daha büyük bir sorunla karşılaştılar: Filistin halkı. Hapis cezası tüm Filistin’de yankı uyandırdı ve halkın büyük tepkilerine yol açtı. Baskı ve tepkilere dayanamayan İsrail yönetimi, tutuklanmasından 11 ay sonra gerçekleştirilen bir esir değişiminde Şeyh Ahmed Yasin’i serbest bıraktı.
8 Aralık 1987. Filistin; işgalci, siyonist ve zalim İsrail yönetimine karşı İntifada meşalesini yaktı. Şeyh Ahmed Yasin, İhvani Muslimin’in ileri gelenleriyle beraber Gazze’de Hamas’ı (Hareketul Mukavametul İslami) kurdu ve oy birliğiyle manevi lideri seçildi. Ömrünün sonuna kadar da liderliğini sürdürdü.
İsrail yönetimi, İntifada’ya darbe vurmak amacıyla Şeyh Ahmed Yasin’i tutukladı. Ancak bu durum hiç de zannedildiği gibi olmadı. Olayın duyulmasının ardından İntifada hareketi daha da şiddetlendi ve bölgesel bir direniş olmaktan çıkıp küresel bir boyut kazandı.
Şeyh Ahmed Yasin, tutuklanmasının ardından 1 Ocak 1990 tarihinde mahkeme karşısına çıktı ve 15 ayrı suçlamadan yargılandı. Bu suçlamalar karşısında Şeyh Ahmed Yasin, tarihe geçen şu sözleri söyledi: “Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayrimeşru ve kanun dışıdır.” İşte direnişin ve izzetin örneği Şeyh Ahmed Yasin.
Afganistan’daki işgalcilere, Çeçenistan’daki moskoflara, Keşmir’deki katillere, Myanmar’daki zalimlere sesini çıkartmayan “adil dünya liderleri” bu duruma da sesini çıkarmadı.
Şeyh Ahmed Yasin, 1997 yılına kadar Medrese-i Yusufiyye’de kaldı. Kimi zaman gözleri önünde çocuklarına işkence edildi kimi zaman tuvalet yasağı gibi insanlık dışı zulümlere maruz kaldı. Bu süreçte İsrail yönetimi, türlü tekliflerle Şeyh Ahmed Yasin’e geldiler. Önce İsrail’i tanıması ve direnişi kınaması halinde serbest bırakılacağını teklif ettiler. Sonuç alamayacaklarını anlayan İsrail yönetimi, tanıma şartından vazgeçip özerklik anlaşmalarını kabul etmesini istediler. Eşsiz bir direniş örneği gösteren Şeyh Ahmed Yasin, kendisinin bırakılmasına karşılık en basit bir şartı dahi kabul etmeyeceğini siyonistlere deklare ediyordu.
8 yıl aradan sonra tekrardan özgürlüğüne kavuşan Şeyh Ahmed Yasin, tedavi edilmek üzere Ürdün’e getirildi. Tedavisinin ardından zaman kaybetmeden Gazze’ye döndü ve mücadelesine kaldığı yerden devam etti.
Azmini ve kararlılığını hazmedemeyen İsrail yönetimi, Şeyh Ahmed Yasin’e 2 kez suikast girişiminde bulundu ancak Allah’ın inayeti ve yardımıyla bu girişimleri başarısız oldu.
Bedeni tekerlekli sandalyeye ruhu şehadete bağlı önder, ömrünün son günlerinde rahatsızlandı. Yaşlılığı da rahatsızlığına eklenince, şehit olamadan yatağında ölme ihtimali Şeyh Ahmed Yasin’i hüzne ve kedere boğuyordu. Vefatından birkaç gün önce cumartesi gecesi Şeyh Ahmed Yasin aniden rahatsızlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü. Nefes darlığı çeken Şeyh Ahmed Yasin hemen hastaneye kaldırıldı. Bu sırada Gazze kıyılarında İsrail ordusunun hareketliliğini fark eden ailesi, rahatsızlığı sürmesine rağmen Şeyh Ahmed Yasin’i hastanede bırakmayıp tekrar evine götürdü. 5 vakit namazını camide kılmaya özen gösteren Şeyh Ahmed Yasin, pazar gecesi yatsı namazını camide eda etti. Etraftaki keşif uçaklarından şüphelenen Şeyh Ahmed Yasin’in ailesi, güvenli bir bölgeye gitmeye karar verdi. Fakat Şeyh Ahmed Yasin, aniden bu fikirden vazgeçti ve camide sabaha kadar ibadet etmeye karar verdi. Son aylarında gece ibadetlerini sabaha kadar sürdürdüğünü ifade eden ailesi, tüm çaba ve gayretlerine rağmen Şeyh Ahmed Yasin’i bu kararından vazgeçirememişlerdi.
Sabah namazına kadar Rabbiyle baş başa olan Şeyh Ahmed Yasin, namazın ardından evine götürülmek üzere camiden çıkıyordu. Gökyüzünde beliren İsrail işgal güçleri 1’i Şeyh Ahmed Yasin’in karnına isabet eden 3 füze attılar ve Şeyh Ahmed Yasin, kavuşmayı hayal ettiği Şehadet şerbetini en güzel şekilde tattı.
“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab 23)
Yolun Yolumuzdur Ey Şehit.
Muhammed Emin SARIOĞLU
