Bütün semavi dinlerin tarihinde ortak bir coğrafya olarak karşımıza çıkar Kudüs şehri ve içinde bulunduğu Filistin bölgesi. Kimlikleri çok eski olan bu beldelerin isimlerinde, zamanla doğru orantılı olarak değişmeler meydana gelmiştir.
Yerleşim yerleri ilk olarak o bölgenin yerlileri tarafından isimlendirilir ancak zaman içinde ismin kapsadığı bölge ve temsil ettiği alan değişebilir, genişleyebilir ya da daralabilir. Bu bağlamda Filistin ve Kudüs isimlerini tarihsel etimolojileriyle birlikte inceleyelim:
Filistin: Filistin kelimesinin anlamına dair net bir bilgi yoktur. Adını, M.Ö. XII. yüzyılda Kavimler göçü sırasında deniz yoluyla buraya gelen Filistler’den aldığı ve ‘Filistlilere ait’ anlamına geldiği düşünülmektedir. Bölgeye yerleşen Kenanlılar, Fenikeliler, Âramiler ile oldukça hareketli bir tarihe sahip olan Filistin bölgesi geniş bir alanı kaplamakla birlikte zaman içinde değişen sınırlara sahiptir. Suriye bölgesinin tarihte, günümüzde olduğundan çok daha geniş bir coğrafyayı temsil ettiği gibi Filistin bölgesi de Roma döneminde üç kısma ayrılmış; Şam’ın güneyinden başlayarak Kudüs toprakları ve Sina yarımadasını içine alacak şekilde sınırları belirlenmiştir. Fakat zamanla farklı güçlerin coğrafyada hakimiyet kurmasıyla sık sık değişen sınırlarının, günümüzde bile netlik kazanamadığı hepimizce malumdur.
Kudüs: Tarihi oldukça eski olan Kudüs şehrinin adının geçtiği bilinen ilk belge, milâttan önce XIX ve XVIII. yüzyıllara ait Mısır metinleridir. Milâttan önce XIV. yüzyıla ait Tell Amarna mektuplarında şehrin adı Urusalim, Geç Asur metinlerinde Ursalimmu, İbrânîce Masoretik metinde Yruşlm biçiminde yazılmakta ve Yerûşâlayim, Yerûşâlêm şeklinde telaffuz edilmektedir. Grekçe Hierosolyma adı şehrin kutsallığını (hieros = kutsal) yansıtmaktadır. Latince’ye Jerusalem olarak geçmiştir ve Batı dillerindeki adı da Jerusalem’dir.
Kudüs şehrinin İbrânîce adı olan Yeruşalayim (Yeruşalem) iki ayrı kelimeden oluşmaktadır. İlk kısmı teşkil eden yerunun menşei ve mânası tartışmalıdır. Kelimenin “korkmak” anlamındaki yârê veya “görmek” anlamındaki râ’âhtan, hatta “sahip olmak, vâris olmak” mânasındaki yârâştan geldiği ileri sürülmüştür. Ancak “kurmak, tesis etmek” mânasındaki yârâhtan gelmesi daha muhtemeldir ve bu şekilde kabul görmüştür.
Kelimenin ikinci kısmını oluşturan şalayimin aslı şalem veya şalimdir. Bu kelimenin “barış” anlamına geldiği ileri sürüldüğü gibi Batı Sâmîleri’nde bir tanrı ismi olan Şulmanu veya Şalim’den geldiği de iddia edilmiştir. Şehrin orijinal adının Iruşalem olması ve “tesis etmek” mânasındaki yârâh fiil kökünden Iru ile milâttan önce II. binyılın ilk yarısında karşılaşılan ve Batı Sâmîleri’nde bir tanrı olan Şulmanu yahut Şalim kelimelerinin birleşmesinden oluşması daha muhtemel görünmektedir. Çivi yazılı metinlerde ur veya uru, İbrânîce’de ‘ir “şehir” demektir. Bu durumda Iruşalem “Şalim’in şehri” anlamına gelmektedir. Kudüs ilk dönemlerde ilâh Şulmanu veya Şalim’in ibadet merkezi olduğu, diğer taraftan eski Sâmî gelenekte bir şehrin o şehri kuran kişi yahut tanrının adıyla anılma geleneği bulunduğu için kelimenin “Şalim’in şehri” mânasına geldiği iddia edilmekte, “barışın şehri” (şalom = selâm) biçimindeki geleneksel yorumun hem etimolojik hem tarihî yönden hatalı olduğu ileri sürülmektedir.
Öte yandan bu şehir, Tevrat metinlerinde Davud’un şehri, adalet şehri, barış şehri, mukaddes şehir gibi farklı isimlerle de anılmıştır.
Müslümanların kullandığı isimlere gelecek olursak, ilk sırada karşımıza İliya ve Beytülmakdis çıkar. Başlangıçta Romalıların şehre verdiği İliya ismi kullanılmıştır. Bizans’ın kullanmış olduğu İliya, Hz. Ömer döneminden itibaren resmî kayıtlarda karşımıza çıkar. “İliyâ medînetü beyti’l-makdis” şeklinde de geçmekte ve kısaca İliyâ veya Beytülmakdis (Beytulmukaddes) denilmektedir.
Hz. Peygamber (asm)’ın bizzat kullandığı Beytülmakdis ismi ise Müslümanların en benimsedikleri ve kullandıkları isim olmuştur. “Kutsal, temiz, bereketli, mübarek” anlamına gelen “K-d-s” kökünden türetilen Beytülmakdis ya da Beytülmukaddes, Abbasiler döneminde el-Kuds ya da el-Kudüs olarak anılmaya başlanmıştır. Selahaddin Eyyubî zamanında ise düşmana ve işgallere karşı şehrin önemini vurgulamak için ‘şerîf’ takısı eklenmiş, Osmanlı’dan günümüze de bu şekliyle ulaşmıştır.
Fatmanur Uğur
