Gönlümdeki Kudüs Hakikati

Yazıyı yazmaya başlamanın benim için pek kolay olmadığını söylemek isterim. Kudüs değil de başka bir konu olsaydı birkaç araştırma sonrası bir yazı ortaya çıkartabilirdim.

Ama her kıssadan nasibine düşen hisseyi almaya meyilli bir kalp olarak Kudüs üzerine tefekküre başladığım vakit ortada duran ” Kudüs hakikatini ve bunun ne anlatmak istediğini ” anlamadan Kudüs adına harekete geçemeyeceğim kanısına vardım.

Peki neydi bu hakikat?

Onu anlayabilmem için, onun uğruna mesaide bulunmuş kişilere birkaç soru sormam gerekti.

Ve sordum:

Ya Emirel Müminin (Hz Ömer); Kudüs fethedildiğinde patrikten teslim almaya gittiğiniz vakit onu ağlatan ve neden ağladığını sorduğunuzda da ” Saltanatı kaybettiğim için mi ağladığımı zannediyorsun? Tanrıya and olsun ki bunun için ağlamıyorum. Sırf sizin hakimiyetinizin sonsuza dek devam edeceğini anladığım için ağlıyorum.” cevabını verdirten onun sizde gördüğü şey neydi? Biz neyi muhafaza edemedik ki Kudüs’teki hakimiyeti sonsuza dek sürdüremedik?

Ya da siz söyleyiniz Kudüs’ün Fatihi

Selahaddin Eyyubi;

“Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki?” demişsiniz ve şu anda Kudüs işgal altında ama ben normal hayatıma devam edebiliyor, Kudüs’le ilgili karşıma çıkan otuz saniyelik haberleri izlediğim vakit sadece birkaç dakikalığına üzülüp kaldığım yerden pervasızca gülmeye devam edebiliyorum. Siz kusurlu olamayacağınıza göre -çünkü üzüntünüzü sonlandırmak adına Kudüs’ü fethetmişsiniz- benim kusurum ne ki hiçbir şey yokmuş gibi davranabiliyorum?

Ya siz Yavuz Sultan Selim Han;

Kudüs’e duyduğunuz vefa nasıl bir vefa ki sizden sonra 501 yıl torunlarınızın emanetçilik yapacağı Kudüs’ü İslam beldesi yapabildiniz?

Benim vefasızlığım neden?

Ve Kudüs şehri. Gökte yaratılıp yere indirilen şehir. Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri…

(Sezai Karakoç)

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

Götür Müslümana selam diyordu

Şair.

Söyle…

Bunca vefasızlığıma bunca samimiyetsizliğime rağmen selam gönderiyor musun hala bana?

Sorduğum sorular böyleydi. Ve vicdanımın bana verdiği cevap ise samimiyetsizlikti. Bu içimdeki samimiyetsizlik yıkılmadan nasıl zulümde birlik olmuş bir güce direnebilir ki insan.

Saydığım şahsiyetlerde en önemli özellik de buydu. Yavuz Sultan Selim Han’ın deyişiyle

“Biz bunca meşakkate alkış uğruna katlanmadık; halis niyetimiz rızayı ilahidir.” İşte ortada duran hakikat bu.

Hadi sizde sorun kendinize:

Kudüs sizin için ne demek?

Umut Can Aydın

Yorum bırakın