Hadisler Işığında Kudüs ve Mescid-i Aksa

Kudüs ve Mescid-i Aksa. Ayetlerle mübarek olduğuna şahitlik edilmiş, Harem bölgemiz. Bugün ceberut tarafından işgal altında. Ancak bir gün geleceğiz. Yine geleceğiz ve gelişimizle esenlik rüzgarları çevreleyecek dört bir yanı. Geleceğiz ve sokaklarında ağlayan çocuklara tebessümü getireceğiz. Ama daha öncelikli bir sorumuz ve sorunumuz var:

Neden gelmeliyiz? Hadisler ışığında bu cevabı arayacağız inşallah.

1.Hadis

Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek bereketli kılmış ve özellikle Filistin’i mukaddes kılmıştır. (Müslim, İman, 282.)

İlk hadisimizde Efendimiz (a.s.) bölgesel olarak ve özel olarak Filistin’i bereketli topraklar diye tanımlıyor. Buranın bereketini 2 şekilde yorumlayabiliriz.

1. Efendimiz (a.s.) buradan miraca çıktı ve tabiri caizse gökyüzü ile yeryüzünün buluştuğu yer olarak bereketlendi.

2. Belirtilen coğrafya gerek yeraltındaki petrol, değerli maden vs. ile gerek iklim koşulları ve verimli arazisiyle birçok bitkiye ev sahipliği yapmasıyla bu bereket somut örnekleridir.

Ayrıca dikkatinizi çekmek istediğim bir başka konu, çizilen sınırların bugünkü İsrail’in Arz-ı Mev’ûd sınırlarıyla olan paralelliği. Biz Müslümanlar olarak bu hadisten bir haber yaşarken, İsrail’in bu bereketi anlamış olup orayı ele geçirmek adına elinden geleni yapması. Bizler bu bereketin bir an önce farkına varmalı ve ne gerekiyorsa yapmalıyız.

2.Hadis

Yolculuk ancak şu üç Mescitten birisine ibadet için olur. Benim şu Mescidime, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya. (Müslim, Hac, 15/ 415,511.512. Buhari, Mescid-i Mekke,1. Savm 67, Ebu Davut, Menasik 94; Tirmizi, Salat 126; Nesai, Mesacit,10.)

Türkiye toplumu özelinde olmak üzere dünya Müslümanları, Kâbe ve Mescid’i Nebevi’yi çok iyi biliyor, hac ibadetini yapabilmek için milyonlar sırada bekliyor öyle ki yıllardır kura sistemi uygulanıyor. Ancak Kudüs, Mescid-i Aksa denince aklımıza gelen genelde 2 madde oluyor. Birincisi ilk kıblemiz, ikincisi Miraç hadisesi. Birinci mesele zaten Efendimiz (as) döneminde değişti yani bizi ilgilendiren bir durum kalmadı mantığı mevcut. Hâlbuki biz siyer kaynaklarımızdan okuyoruz ki Efendimiz (as) yıllın belli zamanlarında Mescid-i Aksa’ya dönerek namaz kılardı. İkinci hadise de yalnızca namazın bize 5 vakit farz kılındığı hadise olarak akıllarda yer edince bu hadise de ilgi alanımız dışında kaldı. Lakin miraç hadisesinin yaşandığı Hüzün Yılını, sonrasında Efendimizin azim ve gayretini anlasak; hep yakındığımız üstü tozlanmış kalplerimizi silip süpürmenin çözümünü öğreniriz.

Bu durumların yanı sıra Mekki surelerin 1/3’lük kısmı Mescid-i Aksa hakkındadır. Mekki surelerde iman meselelerini ele almaktadır. Dolayısıyla Mescid-i Aksa bir iman meselesidir. Onu sevmek, onun için bir şeyler yapmak, gerekirse yolunda canımızı vermek her Müslümanın görevidir. İşte bu bilinçle Mescid-i Aksa’yı değerlendirmek ve Müslümanlara bu bilinci aşılamak en önde gelen görevlerimizdendir. Rabbim bizleri doğru yolu üzerinde sabit kılsın.

3.Hadis

“Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin sakinlerinin devam ettikleri camide kıldığı namaz yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescid-i Aksa’da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir… (İbn Mace, İkametu’s-Selah, 5/ 198. Ahmet b.Hanbel,2/ 16, 68.)

Bu hadis, Müslümanlara verilmiş en büyük hediyelerden biridir. 1/50.000 kat sevap. Hiçbir ticaret, hiçbir yatırım, hiçbir kâr payı bu kadar kazandıramaz. Burada Allah’ın azametini ve kullarına olan merhametini apaçık şekilde görüyoruz. Kul olarak Rabbimize yakın olmak zor değil. Sadece biraz gayret ve istek, gerisini zaten Allah tamamlıyor biiznillah.

4.Hadis

Mescidin inşaatını bitirdikten sonra, “bu mescide sadece namaz kılma düşüncesi ile gelen bir kimseyi annesinden doğmuş gibi günahsız olarak oradan çıkarmasını” Allah’tan niyaz etti. İbn Mace, İkamet, 196. Nesai, Mesacit, 6.

(Hadis uzun olduğu için ben yalnızca konumuzla alakalı olan kısmını aldım.)

Bu hadisi çok iyi anlayan Abdullah bin Amr (ra) Hicaz’dan kalkıp Mescid-i Aksa’ya gelir, orada namazını kılar, sonra çıkar giderdi. Öyle ki niyeti yalnız namaz kılmak olsun diye orada bir bardak su bile içmezdi. Sadece bu hadisi bilsek ve amel etsek. Mescid-i Aksa’nın bizim için önemini anlamlandırırız. İmkân bulduğumuz ilk an atlarız uçağa bir namaz kılar geri döneriz. Tabi bunu yapmak çok büyük bir iştir. Şeytan da boş durmaz “ya namazın kabul olmazsa, oraya gidince Kudüs’ü gezmeden, çayını çorbasını içmeden geri dönmek para israfı olur bir daha ne zaman geleceksin” gibi vesveseler ile kalplerde dolaşır. İnşallah bu vesveseleri kıracak bir imana sahip oluruz ve bu şerefe nail oluruz.

5.Hadis

“Ey Allah’ın Resulü! Bize Mescid-i Aksa hakkında hükmün ne olduğunu bildirir misiniz?” diye sorar: Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdular: “Oraya gidin ve içerisinde namaz kılın.” Hadisin ravisi dedi ki, “O zaman orası Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı”. Peygamber (sav) Efendimiz sözlerine şöyle devam etti: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.”  (Ebu Davut, K. Salat,14.)

Bu konu günümüze ışık tutan, oldukça önemli bir hadis. Maalesef, Mescid-i Aksa hakkında hassasiyete sahip olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılmamız yetmiyormuş gibi bir de oraya gitmeliyiz ve gitmemeliyiz diye ikiye ayrıldık. Argümanlar ise resmen içler acısı. “ Oraya gidersek izzetimiz ayaklar altına alınıyor. Vizeyi İsrail’den alıyoruz dolayısıyla resmi olarak İsrail’i tanımış oluyoruz. Uçak parası, otel parası, vize vs. derken İsrail’e para kazandırıyoruz. Oraya elimde kılıçla fetih haricinde girmem.” (Kınamaktan Allah’a sığınırım. Yalnızca meseleyi açıklamak için örnek verdim.) Bunun gibi bir sürü gerekçe sıralanıyor. Efendimizin (as) bu hadisi söylediği dönemde Kudüs’ün Müslümanlara ait olmaması ve ravinin bunu özellikle belirtmesi, resmen 1400 yıl önce bu ihtilafa cevap verir nitelikte. Bu söylemleri irdeleyecek olursak zaten kendi içlerinde çeliştiğini görürüz. İzzetin ayaklar altına alınmasını, Efendimiz (as) Mekke’de son raddesine kadar yaşadı. Fakat kaçırdığımız nokta asla izzetini kaybetmedi bilakis öyle zannedenler izzetlerini kaybettiler. Resmi olarak tanıma meselesi başlı başına bir ıskalama. İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmamız yeterince büyük bir kanıt olsa gerek. Bu söylem bir slogan olmaktan öteye geçemez. Bu türden söylemleri bir kenara bırakıp artık gerçekçi olmamız gerekmektedir. Ancak bu şekilde ilerleme kat edebiliriz. Maddi kazanç sağlama meselesine bakacak olursak. İsrail’in tamamına veya bir kısmına sahip olmadığı bir tane büyük firma söyleyin desem? Yok. Maalesef yok. Müslümanlar olarak o kadar kabullendik ki yapılan zulümleri ve acizliğimizi artık sadece ütopyalarda dolaşıyoruz. Yapmamız gerekenleri biliyoruz ama öyle güzel bahaneler bulmuşuz ki zengin olmak deyince herkesin ödü kopuyor. Sanki ilk Müslümanlar olan Hz.Hatice’den, Hz.Ebubekir’den, Hz.Osman’dan, Abdurrahman bin Avf’tan bir haberiz. Makam mevki lafı ağzımızdan çıkınca peşine hemen Allah korusun sıralıyoruz. Sanki dört halife Medine’nin taşına toprağına liderlik yaptı. Şan şöhret deyince yukarıdaki durumlardan farklı bir durum yaşanmıyor. Durum bu olunca, sohbetlerimizin içeriği de “Ronaldo mu Messi mi?” klişesinden öteye geçmiyor. Hassasiyet anlayışımız yanlış evrildi ve sonuçlarını Ortadoğu Coğrafyası özetliyor. Savaş, zulüm ve sessizlik. Rabbim bir an önce ümmete izzet ve şuur nasip etsin.

Toparlayacak olursak, Mescid-i Aksa için yapmamız gerekenler listesi doldu taştı. Ancak biz iman ediyoruz ki yola çıktıktan sonra destekçimiz, tüm âlemlerden daha büyük ve güçlü olan Allah azîmüşşândır. Hasan el Benna’nın deyişiyle “İşimiz vaktimizden çoktur.” Allah’ın huzuruna çıktığımızda öne sürecek ameller biriktirmemiz lazım. Bunların başında da Kudüs’ün fethi gelmektedir ve unutmamalıyız ki “Kavuşmak, hayal etmekle başlar.”

Muhammed Emin SARIOĞLU

Yorum bırakın