Direniş nedir? Neye direnir insan? Bu zamana kadar direndiğimiz, karşı çıktığınız şeyleri düşünün. Ne için direndiğinizi; istediğiniz okula ya da şehre gitmek için ailenize mi direndiniz ya da annenizin yaptığı sebze yemeğini yememek için, yoksa bayramda akrabalara misafirliğe gitmemek için mi? Hiç beğenmediğiniz bir kıyafeti zorla giydirmeye çalışan teyzelere mi, eşyalarınızı izinsiz kullanan kardeşinize mi, istediğiniz notu vermeyen öğretmeninize mi bunları daha çoğaltabiliriz öyle değil mi? İşte şimdi tüm bu direnişleri unutun gerçek bir direnişi dinleyin. Filistinli çocukların, kadınların, adamların direnişi. Yıllardır ara sıra haberlerde görüp ah vah çekip üç beş dakika sonra unutulan direnişler. Bundan sonra hiç kimse ah vah çekmesin, acımasın, üzülmesin Filistin’e çünkü senin toz toprak içinde, ayak yalın, gözleri kızarmış, üstü başı darmadağın, elinde Bir taşla gördüğün çocuk acıyıp üzüleceğin değil gurur duyacağın bir çocuk. Çünkü elindeki taş değil İslam’ın izzeti ve şerefidir. Filistinli çocuklar daha anne karnında başlar direnişe, doğmadan öğrenirler direnişin ne olduğunu daha bebekken elleri taş tutmaya başlar. Çünkü muazzam bir zulmün ve adaletsizliğin ortasına doğarlar ve doğdukları an anlarlar tüm dünyanın kendilerine kör, sağır ve dilsiz olduğunu, kendileri için kimsenin savaşmayacağını ve anlarlar tanklara, füzelere karşı bir tek rablerinin ve taşlarının yanında olduğunu. İlk öfkelendiğinde başlar Özgür olana kadar kalbinde dinmeyecek olan o yangın, ilk defa zalimin karşısında alır eline ölene kadar bırakmayacağı taşı, ilk gözyaşında sığınır alemlerin rabbine tüm benliğiyle. Peki neden direnir tüm bu zulme? Çünkü heybesinde yüz yıllık vahşet, kalbinde iman, karşısında tüm mukaddesatıyla mescitlerin ikincisi, Miraç’ın seyircisi, peygamberin şahidi Aksa başka ne yapabilir ki? İnsan nasıl siyonist İsrail’in topraklarını çalıp kendilerini evlerinden atmalarına, evden çıkmayanların evlerini başlarına yıkmalarına, direnenlere türlü türlü işkence yapmalarına dayanabilir ki? Ama Filistin dayandı hem de dimdik tarih mutlaka bir gün bu dik duruşu yazacaktır. Filistin halkı yıllardır gelişmiş teknolojilere taşla, taş yoksa sopayla, sopa yoksa canıyla direniyor ve asla zalime boyun eğmiyor. Çelik gibi imanını siper ediyor düşmana da düşman bir türlü hattı delip geçemiyor. Babaları, evlatları suçsuz yere tutuyorlar da umuda kelepçe vuramıyorlar, topraklarını evlerini işgal ediyorlar da zihinlerini işgal edemiyorlar, binlerce masumu öldürüyorlar da şehadet aşıklarını öldüremiyorlar, dünyadaki tüm çiçekleri koparsalar da baharla birlikte yeni çiçekler açmasını engelleyemiyorlar, dünya üzerindeki tüm suları kullansalar da yetim yüreğindeki direniş ateşini söndüremiyorlar. Çünkü karşılarında bunun için doğmuş ve bunun için ölmeyi arzulayan bir halk var. İşte hakiki direniş nasıl olur siz onu Filistinli çocuklara sorun, boyun eğmemek dik durmak ne demek Abdülhamit Han’ın torunlarının geleceği günü bekleyen amcalara sorun, can ve mal Allah yolunda nasıl feda edilir Hz. Hamza yürekli gençlere sorun, her gün darp edilip belki öldürüleceğini bile bile Mescid-i Aksa’ya koşmak ne demek Aksa’nın muhafız kadınlarına sorun. Ey direnişin şanlı evlatları biraz daha direnin Allah’ın vaadi yakındır. Cümle alem haklı mücadelenize şahittir. Bu ümmetin cihad aşkı yeniden alevlenecektir. Hani “Şehit olursam beni Türk bayrağıyla gömün” diye vasiyet eden ve şehit olunca da Türk bayrağıyla gömülen Filistinli genç vardı ya onun umudunu unutursak Toprak bize dar olsun. Biraz daha sabret Kudüs biz de sabretmekteyiz elbet geleceğiz. Bir gün gelip de alnımızı Hüseyinler kokulu avluna süreceğiz elbet.
Merve Yardımcı
