Özgür Beytülmakdis’e Giden Yolda Yaşadığımız Bilgi Krizi

“Bir belde… Aslında ne büyük bir şehir ne de etrafı çevrili. Bir önemi yok inananlar için, nasıl ki asıl ruhu ve zihni sömürülmüşlerin koyduğu sur ve duvarlar gibi. Ama bir farkı var bu toprakların inananların kalbinde. Kitaplarında arz-ı mukaddes, kutsal toprak; hem de halka halka artan bir kutsiyet. Peygamberlerinin dilinde Beytülmakdis, kutsallığın evi/bölgesi. Ne var ki inananların dilinde Kudüs, temiz ve pak. Unutulmuş bir sünnete karşılık yer ettirilmiş Yahudilerce ağızlarda.

Müslümanların ilk kıblesi olma özelliğini taşıyan Mescid-i Aksa’yı barındıran, İsra ve Miraç hâdiselerinin yaşandığı; Hristiyanlarca Hz. İsa aleyhisselâmın bu topraklarda çarmıha gerildiğine inanılması; Yahudilerce de Süleyman Mabedi’ni bulundurması sebebiyle üç semavi dine inananları üzerinde barındıran bir belde…

Tarihinde defalarca işgale uğrasa da yetimlerini sarıp sarmalamış; Hz. Ömer ve Selâhaddin Eyyûbi’si ile iki kutlu fetih görmüş; bunun dışında huzur, güven ve adaleti bulamamış bir belde…

Gerek mukaddes topraklarının altı kazılan gerekse üzerine bombalar yağdırılan, ama en kötüsü de düşmanlarının uzun soluklu planlarını işleyerek inananların zihinlerini işgal ettiği belde… Bu yüzdendir ki Kudüs, Mescid-i Aksa ismini duyan Müslümanların yüzleri çiçek açmış lakin kalpleri ve akıllarında tutan bir kök bulunamamıştır. Zira Siyonist düşman, tarihlerini ve bildiklerini yıkmış, kendi imalatı olan duvarlarını örmüştür.”

Evet, biz Müslümanlar yüreğimizle severiz kutsal mekânlarımızı; akla düşünce gözlerimizden yaşlar akar, kalemlerimizden şiirler dökülür. Ama ne Mescid-i Aksa’mızı biliriz mesela ne de ahvalini. Ordumuzla girip mazlumların kahramanı olmak ve düşmanımıza da tek borcumuz olan adaleti tesis etmek isteriz günümüz Haçlısına karşı. Kadınları, çocukları yerde sürüklemiş o Yahudi askerinin suratına büyük bir aşkla bir yumruk da biz indirmek isteriz. Misal biz Türklerin kalbi iman dolu göğsümüzle cesaret doludur düşmanına karşı. Peki, iş ilme gelince neden ‘Senin orada, başka topraklarda ne işin var?’ diyen batıla, İslâm düşmanlarına verebilecek kâfi cevaplarımız yok? Cevap olarak, ‘Kudüs bizimdir’ diyerek daha davamızın isim kökenini bilmeme cehaletini mi göstermiş olacağız yoksa ‘altın kubbeli Mescid-i Aksa’mızın altını kazıyormuş pis Yahudi’ mi diyeceğiz? Batıl ehle bu cevaplarımız yetecek mi yoksa yanlış ve yozlaşmış olduğunu bilmediği bu iletilere sadece bakıp geçecek mi bilemiyorum ama asıl soru: Biz Allah’a ne cevap vereceğiz? ‘Benim tek bildiğim amel, televizyon karşısında Siyonist’e lanet okuyup sonra kanal zaplamaktı’ mı diyeceğiz?

İlim için ilim arayan ve bulacağı kaynaklar lazım gelir. Günümüzde Beytülmakdis ve Mescid-i Aksa meselesinde ilim arayanlar buldukları kaynakların Siyonist ehlince değiştirilmiş olduğunu ve bunun sonucunda değişen kimliğimizi de aramamız gerektiğinin farkında değildirler ki ilim arayanlarımız da azaldı. Akademisyenlerimiz Mescid-i Aksa’nın gümüş mü altın kubbe mi olduğunu hala tartışadursun durum şöyledir:

Beytülmakdis… Kur’an’da ‘kutsal diyar’ (arz-ı mukaddes) ile ‘mübarek topraklar’ (el-ardu’l-leti barekna fiha) olarak geçen, Peygamberimizin ise ‘kutsallığın evi/bölgesi’ olarak isimlendirdiği yer. Günümüzde Filistin’in çoğu kısmını ve Ürdün’ün bazı bölgelerini kapsayan beldedir. Her ülkenin başkenti misali Beytülmakdis’in merkezi ise Mescid-i Aksa. Öyle ki sanılanın aksine gümüş veya altın kubbeli camilerden biri değil. Yeşil kubbeli Mescid-i Nebevi ise hiç değil… Gümüş kubbeli Aksa Cami’ni ve hani o resimlerde en çok gördüğümüz; etrafı mavi çinili, parıl parıl parlayan altın kubbesiyle bölgenin en gözde yapılarından olan Kubbet’üs Sahra’yı da kapsar Mescid-i Aksa. Sadece bu iki yapı değil 200’den fazla tarihi eseri de içine alır. Şu an Siyonistlerce haksız hukuksuz olarak altı kazılan Mescid-i Aksa’nın yerine heykel (Siyon Mabedi ya da Süleyman Heykeli adını verdikleri) yapmak istediklerini ise yüzsüzce söyleyebiliyor İsrail bakanları. Biz mi? Bizse kanlarını dökmek, burunlarından getirmek istiyoruz bu soysuzların. Hâlbuki İsra ve Miraç olayının yaşandığı topraklar olmasını ve peygamberlerin bu topraklarda doğup büyüdüğünü, öldüğünü veya bu topraklara yollarının düştüğünü bilmek dışında bir şey öğrenme heveslisi değiliz. Sanırım az bir kısmımız da Müslümanlar olarak ilk kıblemiz olduğunu biliyor…

İsra ve Mirac’a gelirsek bu olaylar ki, Beytülmakdis’in neden bu dünyada bereketin merkezi olduğunu göstermiş ve dünyaya hükmetmek, etki etmek isteyenlerin neden buraya hâkim olması gerektiğini göstermiştir. Bu demektir ki, Beytülmakdis sadece Filistin, Ürdün, Arap Yarımadası’nın değil tüm Müslümanların hem bireysel hem toplumsal açıdan derdi ve davası olmalıdır. Üstelik tarihte bu beldeye hükmeden Müslümanların, şu an ne durumda olduklarını görmek için de bu bereketli kılınan toprakların kimlerin elinde olduğunu görmesi yeterlidir. Ama asıl büyük yanlışımız ‘ne yapmalıyız?’ sorusuna verdiğimiz cevabın, akıllarımızdan geçenin sadece askeri müdahale olmasıdır. Zira dünya üzerinde bir yerin fethi için sadece askeri güç ve ruh yeterli olsaydı bile, bereketin merkezi topraklar için ilmî, siyasî ve daha sonra askeri donanımlar gerekmektedir. İlmî/bilimsel donanımımızın ise hiç de yeterli olmadığını tez, makale, akademik araştırma gibi kaynaklarımızın varla yok arası olması; bu ihtiyacımızı Siyonist ehlinin hazırladığı -değiştirdiği- kaynaklardan gidermemiz ise utanç olarak bizlere yetmektedir. Kitaplarının içeriğinde ise Mescid-i Aksa’nın Emevîler döneminde yani Peygamberimiz sonrasında önemli olduğu gibi yalanlar, asılsız bilgiler yer almakta ve üstelik bu sayfalarca yalan dolu kitaplarını ücretsiz olarak dağıtmaktadırlar.

İlmi anlamda fethin izlerini Müslümanların daha önceki iki Kudüs/Beytülmakdis fethinde de görebilmekteyiz. Adalet timsali Hz.Ömer‘in fethinin, siyasi ve askerî bir süreç sonucunda değil; sahabenin 23 yıl boyunca Peygamberimizden aldığı terbiye ve eğitim olmadan, Büyük Hükümdar Selâhaddin Eyyûbi’nin fethinin ise ilminin kaynağı ve uyguladığı siyaset üslûbuyla Müslümanları önce bir araya toplayan ve fethe zemin hazırlayan Nureddin Zengi olmadan gerçekleşmeyeceği gibi…

Bizlerin artık Kudüs/ Beytülmakdis deyince aklımıza sadece Nuri Pakdil gibi büyük usta, şair ve fikir adamlarının duyduğu sevgi ve özlem gelmesi durumumuzun göstergesidir. Evet, biz Türkler, biz Müslümanlar Kudüs/ Beytülmakdis’e, Mescid-i Aksa’ ya aşığız ve manevi donanımımıza söylenecek söz yok. Peki, ilmi donanımımızda neden taklide döndük yüzümüzü? İmanımızın göğsümüzde tam olduğundan emin miyiz cidden? Hükümdarımız Selâhaddin Eyyûbi’nin de dediği gibi “Silahınız paslanıyorsa bilin ki imanınız da paslanıyor demektir. İman sahibi kişi asla haksızlığa sabredemez”. Oysa biz hem TV’lerde izlediğimiz Filistinli kardeşlerimiz yerine sabreder olduk acılara, hem de Allah’ın bize bahşettiği bereketli topraklar konusunda kendi kendimize yaptığımız haksızlığa sabrettik. İmanımız pas- landı, bu paslı akıl ve kalple Allah’ın karşısına çıktığımızda “Ve muhakkak ki o (Kur’ân) hem senin için hem kavmin için bir şereftir ve ileride bundan sorulacaksınız” ayetiyle karşı karşıya kalacağız. Öyleyse önce ilmî hazırlığımızı yapalım. Hem bu dünyada hem ahiret yurdundaki fetihlerimiz için. Bu yoldaki düsturumuz ise “değişimi ve özgürlüğü yöneten bilgidir” olsun.

Ayasofya Dergisi 16.Sayı

Nurdan Ün

Yorum bırakın