1. Türkiye-Filistin dostluk grubunun hedefleri nelerdir ve hangi faaliyetlerde bulunmaktasınız?
Filistin deyince hepimizin aklına ilk gelen ne yazık ki, yıllardır televizyonlarda, gazetelerde gördüğümüz, İsrailli askerlerin silahlarını doğrulttukları Müslümanlar, yerde can veren gençler, üzerinden kara dumanı hiç eksik olmayan bomba atılmış şehirler, çırpınan, feveran eden, oğullarına, evlatlarına, kocalarına, kardeşlerine ağıt yakan kadınlar…
Evet Filistin deyince maalesef bu acı tablolar hemen gözümüzün önünde canlanıyor.
Halbuki Filistin, İnsanlık tarihi kadar eski bir coğrafyadır.
Halbuki orası zeytin memleketidir, zeytindağının memleketidir. Peygamberler yurdu, Salihler diyarıdır. İlk Kıblemizin olduğu yerdir.
Filistin bize uzak değil yakındır. İstanbul’a 1700, Ankara’ya 1300, Gaziantep’e 700 km uzaklıktadır. Ecdadımızın yüzyıllar boyu hükmettiği topraklardır. Ama orası her zaman bizim kalbimizin bir köşesindedir.
26. ve 27. Dönemde TBMM Türkiye-Filistin Dostluk Grubu Başkanı olarak görev yaptık. TBMM’de ülkemiz ile dünyadaki diğer devletler arasındaki ikili ilişkilerin geliştirilmesi, yeni dostluk köprülerinin kurulması amacıyla parlamentolar arasında dostluk grupları oluşturulmuştur.
Bizde Filistin yönetimi ile ülkemiz arasında var olan tarihi, kültürel bağlarımızın sağlamlaştırılması, siyasi ve ekonomik ilişkileri büyütmek için ikili görüşmeler yaptık.
Filistin Devleti bildiğiniz gibi sürgünde kuruldu ve parlamentosu da ne yazık ki Siyonist rejimin zulmü nedeniyle bir araya gelemedi ve uzun zamandır da toplanamıyor.
Bizim Dostluk Grubu olarak öncelikle hedefimiz Filistin Halkının ve devletinin haklı davasında yanında durmak, Filistinli kardeşlerimize uygulanan baskı ve şiddetin kalkması için çalışmaktır. Bu anlamda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın liderliğinde ve onun talimatları doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürdük.
Filistin Devletinin başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşlarda yer almasını sağladık. Devlet olarak tanınması noktasında da çabalarımız, gayretlerimiz devam etmektedir. Dostluk Grubu olarak karşılıklı ziyaretlerde bulunduk.
Bu ziyaretlerde ülkemizin başta TİKA olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarının devam eden alt ve üst projeleri yerinde inceledik. Filistin Devleti ile yapılan protokollerle ekonomik ve ticari anlaşmaların yapılmasına öncülük ettik. İnşallah yeni dönemde de bu çalışmalarımız hız kazanacak, Filistin halkının ve Kudüs’ün bağımsızlığı için, Mescid-i Aksa’nın hüznünün son bulması için gayretlerimizi artıracağız.
2. Türkiye’nin Filistin halkına desteği ne şekilde gerçekleşiyor ve hangi alanlarda yardımlar sağlanıyor?
Türkiye devletiyle, milletiyle her zaman Filistin’in yanındadır. TBMM’de en çok üyeye sahip dostluk Grubu Filistin’indir. Bu bile ülkemizin konuya bakışını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde ülkemizdeki yardım kuruluşları, STK’larda Filistin’e her zaman destek olmaktadır.
Tek başına yürekli ve cesaretli bir duruş sergileyen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğindeki İslam ülkeleri artık yeni bir sürece girmiştir.
Özellikle 2002 sonrası Türkiye’nin yardımları siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda artmıştır. Gazze Hastanesi, inşa edilen okullar, Filistin kolluk kuvvetlerinin burada eğitimi, Filistinli öğrencilerin Türkiye’de eğitimini sürdürmesi, TİKA öncülüğünde Osmanlı döneminden miras kalan han, köprü gibi yerlerin yeniden ihyasının yanında sivil toplum kuruluşlarımızın ayni ve nakdi yardımları Filistinli kardeşlerimize can suyu olmaktadır.
3. Filistin sorunuyla ilgili olarak Türkiye’nin uluslararası alanda nasıl bir rol oynaması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Ortadoğu’daki sorunun adı “Filistin Sorunu” değildir. Sorunun adı, “İşgalci İsrail Sorunu”dur. Sorun olan Filistin değil, İsrail’dir. Elli yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmanın temelinde, 29 Kasım 1947 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 181 sayılı kararının tam ve doğru bir şekilde uygulanamaması ve Filistin Halkının vazgeçilmez haklarının elinden alınmış olması yatmaktadır.
Dileğimiz ve arzumuz, Filistin’in, bir an önce, özgür uluslar topluluğu içinde, egemen ve eşit bir üye olarak yerini almasıdır. Ortadoğu’ya barış ve istikrar ancak bu şekilde gelecek ve bölgedeki tüm halklara, ekonomik ve toplumsal açıdan yeni imkanlar sunacaktır.
Türkiye öncelikle Filistin Devletinin ve mazlum Filistin halkının yıllardır süren çatışma sürecinden kurtulmasını dünyanın diğer saygın ülkeleri gibi her alanda gelişmesini istemektedir. Bu anlamda da daha önce belirttiğim gibi BM, UNESCO, Dünya Sağlık Örgütü ve bölgesel iş birlikleri içerisinde yer almasını, Filistin’in toprak bütünlüğünün sağlanması için elinden geleni yapmaktadır.
4. Türkiye’de Filistin halkıyla ilgili farkındalığı artırmak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Bizim dostluk grubu olarak önceliğimiz iki ülke arasındaki ilişkilerin artması, parlamentolar arası diyaloğun genişlemesi, parlamenter diplomasi yoluyla bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun hâkim kılınması, Filistin halkının haklı davasının yanında olmaktır.
Katıldığımız ulusal ve uluslararası her toplantıda, konferansta Filistin topraklarının gerçek sahibinin Filistinliler olduğunu, yıllardır orada ikamet ettiklerini ve bugün evlerinden yurtlarından edildiklerini dile getiriyoruz.
Ayrıca parlamento dışında da üzerimizdeki bu yükü unutmuyoruz. Yönetiminde yer aldığım ve Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Güney Amerika kıtasına kadar dünyanın birçok ülkesinden milletvekilinin üyesi olduğu Parlamentolar arası Kudüs Platformu aracılığıyla Filistin halkının davasına destek vermeye çalışıyoruz.
5. Filistin’e yönelik insani yardımların yanı sıra, Türkiye’nin Filistin’e siyasi anlamda nasıl destek sağlaması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Yukarıda da bahsettiğim gibi esas mesele Filistin’in uluslararası anlamda tanınması ve bir devlet olarak kabul edilmesidir. Bu yolda Türkiye tüm imkanlarını kullanmaktadır. İslam iş birliği Teşkilatının daha aktif olmasından tutun Akdeniz havzasındaki ülkelerle ikili ve çoklu toplantılarda Filistin konusunu gündeme taşımaktadır.
İslam ülkeleri masada aldıkları kararı hayata geçirmek için daha duyarlı olmalıdır. Eğer İslam ülkeleri kendi aralarındaki anlaşmazlıkları değil de asgari müşterekleri gündeme getirirlerse İsrail’in saldırılarının engellenmesinde caydırıcı bir unsur olabilir.
Türkiye’nin bu konudaki kararlılığıyla geçmiş dönemde hatırlarsanız ABD’nin Donald Trump başkanlığında Kudüs’ün başkent olarak tanıma kararına karşı verilen önerge BM Genel Kurulu’nda ABD’nin tehditlerine rağmen kabul edilmişti.
Ardından yine ABD tarafından bölgede İsrail’in güvenliğini esas alan ve “Yüzyılın Planı” diye lanse edilen yüzyılın ihanet belgesi bazı bölge ülkelerinin desteğine rağmen Türkiye’nin dirayeti Cumhurbaşkanımızın kararlılığı sayesinde hayata geçmemiştir. Filistin davasına sahip çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz de.
6. İsrail-Filistin çatışması konusunda Türkiye’nin arabuluculuk rolü üstlenmesini destekliyor musunuz?
İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında yasa dışı ve uluslararası kanunlara aykırı yerleşim birimleri inşaatına son vermemesi siyasi çözümü mümkün kılmamaktadır. Çözüme yönelik çabaları ve niyetleri zayıflatmaktadır.
Filistinli kardeşlerimizin arzu etmesi durumunda Türkiye arabuluculuk rolünü üstlenebilecek durumdadır. Çünkü Filistin bizim için sadece Ortadoğu’da bir coğrafya değildir. Bir toprak parçasından çok ötedir. Tarihi sorumluluğumuzdan, İslami yükümlülüğümüzden ve insani ödevlerimizden kaçamayız.
Yıllardır kamplarda yaşayan Filistinliler en temel haklardan mahrum bulunuyorlar ve topraklarına dönemiyorlar. Filistin’deki işgal sorunu, sadece Filistinlileri etkilemiyor. Ortadoğu coğrafyasındaki birçok mesele Filistin meselesinden kaynaklanıyor. Filistin’e barış gelmeden, Ortadoğu’ya barışın gelmesi mümkün görünmüyor.
Türkiye, Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde yerli ve milli dış politika ile dünyada sözü dinlenen ve ne söylediği ne düşündüğü merak edilen bir ülke olmuştur.
Yakın dönemde Azerbaycan’ın Karabağ savaşındaki desteğimiz, Ukrayna- Rusya arasındaki çatışmadaki arabulucu rolümüz herkes tarafından takdir edildi. Biz bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun yerleşmesi ve Filistin konusunda kalıcı bir adımın atılmasını isteriz.
Bu konuda üzerimize düşeni de yapmaya hazırız. Ancak ortada adaletsiz bir durum, orantısız bir şiddet var. Öncelikle saldırıların durması, masaya barış için kararlı bir şekilde oturulması gerekmektedir.
7. Türkiye-Filistin dostluk grubu olarak, Filistin halkının demokratik haklarına ve özgürlüklerine destek sağlamak için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
Filistin dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisidir. İnsanların yerleşik ilk olarak hayata geçtiği bu topraklarda yaşayan Filistin halkının iradesi, onların tercihlerinin yönetime yansıtılması yönündeki çabalarımız sürmektedir.
Filistin halkının haklarına ve özgürlüklerine kavuşması için Türkiye Filistin’deki grupları-tarafları birlik olmaya çağırmıştı. Ülkemizde yapılan toplantılarda bu birlik sağlandı. Demokratik seçimlerin yapılabilmesi için gerekli adımlar atıldı. Hatta seçim kararı dahi alınmıştı. Ancak İsrail’in saldırgan tutumu neticesinde seçimler yapılamadı.
Milletvekilliği ve devlet başkanlığı seçimlerinin yapılması Filistin halkının iradesinin yönetime yansıması açısından önemliydi. Ancak çatışma ortamının şiddetlenmesi bu süreci baltalamıştır.
Dileğimiz bu sürecin yeniden başlaması ve Filistin halkının demokratik haklarını kullanarak yeni bir döneme girmesidir.
8. Türkiye-Filistin dostluğu, bölgedeki diğer ülkeler için nasıl bir örnek teşkil edebilir?
Türkiye ile Filistin arasındaki dostluk tarihi ve kültürel anlamda derin bir tarihi kapsamaktadır. Bu dostluk dün oluşmadı. Bu topraklar 400 yılı aşkın süre Osmanlı tarafından yönetildi. 1918’de sonuçlanan 1. Dünya Savaşına kadar Kudüs’te bizim bayrağımız dalgalanmaktaydı.
Türkiye, sadece Filistin’le değil Osmanlı bakiyesi üzerindeki birçok ülkeyle iş birliğini ve dostluğunu sürdürmektedir. Bölgemizdeki belirsizlikler, çatışmalar, iç savaşlar ve küresel sömürü odaklarının oluşturduğu krizler barışı ve huzuru ötelemektedir.
Yakın hinterlandımızdaki ülkelerdeki İç karışıklık ve terör olaylarının arkasındaki güçlere baktığınızda malum güçlerin olduğunu görürsünüz. Bölge ülkelerinin ilk olarak bunun farkında olması ve bu durumun değişmesi için yerli ve milli bir politika izlemesi için Türkiye onlara bir modeldir.
Türkiye son dönemde savunma sanayisinde elde ettiği başarılı adımlarla küresel ve bölgesel bir güç haline gelmiştir. Kimse artık Türkiye’ye herhangi bir tehdit ya da şantaj yapamamaktadır. Ya da bizim dediğimizi yapmazsanız şöyle olur diye konuşamamaktadır. Elini güçlendiren Türkiye bütün mazlum halklar ve devletler içinde umut olmuştur. 28 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yeniden Erdoğan’ın kazanması bölge içinde nefes olmuştur. Kudüs’te, Şam’da, Bağdat’ta, Bosna’da, Bakü’de, Kosova’da insanların kutlama yapması bu sevinci paylaşması çok anlamlıdır.
Çünkü Türkiye ikili ilişkilerini “kardeşlik, dayanışma” üzerine kurmakta, var olan tarihi ve kültürel bağları iki ülke arasında siyasi ve ekonomik alana taşıyarak her iki tarafın refah ve zenginlik elde etmesini amaçlamaktadır. Oysa batılı ülkeler, yıllardır yerli halkları sömürge valileri eliyle veya işbirlikçi yönetimlerle kontrol etmekte, yer altı ve yer üstü zenginlikleri kendi vatandaşları için talan etmektedir.
Türkiye’nin dostluğunun, kardeşliğinin ne kadar kıymetli olduğunu yaşanan birçok insani ve ekonomik krizde bütün dünya görmüştür.
9. Türkiye-İsrail ilişkilerinin son dönemlerde normalleşme yoluna girmesi Filistin hükümeti tarafından nasıl karşılanıyor?
Filistinli kardeşlerimizle bu konuyu bir araya geldiğimiz zamanlarda konuştuk. Onlar Türkiye’nin kendilerine olan desteğin farkındalar ve Türkiye’nin İsrail ile geliştirdiği ilişkilerin kendileri içinde pozitif bir etkisi olacağına inanıyorlar. Çünkü Türkiye hiçbir zaman Filistin’e sırtını dönmedi, dönmeyecekte. Türkiye’nin dostluğu, kardeşliği önemlidir. Biz sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Filistin konusunu asla pazarlık masalarına taşımayız. Filistin pazarlık konusu olamaz.
Bugün için işgal altındaki Filistin’e her türlü insani yardım dahi maalesef İsrail’in kontrolünden Filistin halkına ulaşmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkilerinin geçmişte çok daha üst düzeyde olduğu hatta stratejik anlaşmaların imzalandığı dönemler olmuştu. Filistin’e yapılan saldırılar, Kudüs’ün statüsünün çiğnenmesi sonrasında bu ilişkiler en alt düzeye inmişti. Şimdi yeniden karşılıklı güven ve ekonomik iş birliğinin zemininin oluşması Filistin halkına yönelik yardım ve desteklerin daha kapsamlı olarak bölgeye ulaşmasının önünü açacaktır.
10. Sizce Filistin-İsrail sorununda iki devletli çözüm mümkün mü?
Sözü uzatmadan son söyleyeceğimi baştan ifade edeyim; Türkiye ne kadar güçlü olursa başta Filistin olmak üzere bölgemizdeki her sorun çözülür. Krizleri uzatan ve bu fırsattan istifade ile uluslararası toplumu çözümsüzlüğe sürükleyen küresel güçlerdir. Bu güçlerin bileğini bükmeden sorunların ortadan kalkması mümkün değildir.
Filistin Devletinin olmadığı bir denklem hayata geçemez.
Türkiye Filistin Devletinin onaylamadığı hiçbir planın arkasında değildir. Bizim için Kudüs Filistin Devletinin başkentidir ve öyle de kalacaktır.
Filistin Devleti ile olan ilişkilerimiz sıradan bir ilişki değildir. Türkiye ile Filistin tarihi ve kültürel derin bağları olan iki ülkedir.
Türkiye, halkıyla ve Devletiyle her zaman Filistin Davasının arkasında durmuş ve destek vermiştir. Kudüs ve Mescid-i Aksa Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi sadece Filistin’in sorunu değildir. Hepimizin sorunudur. Kudüs kırmızı çizgimizdir.
Filistinliler; Kudüs’te Gazze’de asla yalnız değildir. Dünya durdukça, İsrail’in baskısı ve zulmü devam ettikçe dost ve kardeş Türkiye ve Müslüman halklar hep yanlarında olacaktır. Dünya sırtını dönse de Türkiye Filistin’e, Mescid-i Aksa’ya, Kudüs’e sırtını dönmeyecektir.
Bağımsız ve özgür Filistin Devleti kurulana kadar, Kudüs, Gazze ve Mescid-i Aksa bizim kırmızı çizgimiz olmaya devam edecektir.
Hazırlayan: Merve Nur Yelek
