Mescid-i Aksa’nın bağrında sızı, Ayasofya’nın alnında ter…
Bir hesaplaşmanın tarihi çilesini çeken iki mabedin direnişi…
Vicdanların ‘mışçasına’ tezahür ettiği, kara pusuların fikir keli, merhamet mahrumu zulmedicilerine karşı dimdik direnen ve secdeli yürekleri her an gazve heyecanı ile körükleyen iki mabed. Ne çok şiirler yazıldı onlara ilham oldu destanlardan destanlara, afişlere de konu oldu iki mabed mitinglere de propagandalara da hatta sebep oldu cenazelere bile.
Bize sinsice öğretilen -aslında algılarımızla oynanarak- materyalist diyalektiğin temelini teşkil eden maddeci argümanların çürütme bağlamında ortaya konan bir anlayış bulunmaktadır. “Maddenin manaya hizmeti!” Mescid-i Aksa ve Ayasofya bizim için asli ve ulvi gayemiz olan İslam inkişafının madde planında hakikatleri heykelleştirici birer ibret ve gurur vesikası olmakla beraber bir de acziyet ve zillet tokadını atıcı el hükmündedir! Materyalist diyalektiği çürütmek adına maddeyi mananın emrine verdiğimizi ilan ediyoruz yani ‘olan’ her şeyi üstün bir oluş’un emir subayı telakki, kabul ve izah ediyoruz. Maddenin mânâya emir subaylığı yapması bağlamında ele aldık yıllardır Mescid-i Aksa ve Ayasofya meselesini. Çünkü bu iki mabed İslam’ın yürüyen hakikatlerini köşe başlarına koymuş ve kör gözlerinin bile görmek zorunda kaldığı bir cevheri olmuştur. Bu iki mabedin içinde gizlidir İslam’ın ne merhalelerden geçtiği. Hangi mücadelelerden hangi kavgaların edildiğine işarettir bu iki mabed. Bir tarihtir birer izzet tablosudur bu iki mabed. Bu sebeplerden ötürü bizler bu iki yapıya sahip çıkıyor onların hem fiziki hem de fikri planda strüktürünü mevzu ediyoruz kendimize.
Lakin hakikat çıplak giyinir esprisinden bahisle görmekteyiz ki bugün bu iki mabedin de Müslümanlardan intikam alınırcasına düştüğü garabet hali izaha lüzum bırakmamacasına ortaya seriyor aciz ve zaif ahvalimizi. Madde planında yitirişimize delalet oluyor bugün fiili ve ruhi işgal altında olan Mescid-i Aksa ve Ayasofya.
Bu yitirişin fikir ocağımızı billurlaştırdığını, fikir kaynaklarımızı fokurdattığını ve fikrin aksiyon hamlesine zemin hazırladığını ve balını derinden derine petekleştiren meşakkatli an ameliyesi gibi Müslüman gençlerin de içten içe kaynayışlarının belirdiği artık aşikardır.
İnancımızın skalasına oturttuğumuz ve “bizim hakkımız” olarak gördüğümüz bu iki mabetten ötürü kopacak fırtına! Denizler durulmayacak çalkalanmadan! Şahlanış şiirlerini de okuyacağız, gazve marşlarını da!
Gerek Mescid-i Aksa gerek Ayasofya madde planında hakimiyetimizin tecelligahı olmanın üzerinde maddenin manaya hizmetini görmek şuurunu arttırıcı ve üzerine bina edici bir misyonu yüklenecektir. Kaçınılmaz misyon ise maddenin manaya hizmetinin üzerinde tutacak olduğumuz “mananın da manaya hizmeti olacaktır. Bu bahis çok şümullü olduğundan burada kesiyor ve mananın manaya hizmetinden kastın ne olduğunu kısaca izaha yol arıyoruz:
Maddeyi algılayış prensiplerimizin orijinine manevi seziş ve telakkilerini koyacak ve yalnızca göz için bedahet olan şeyi madde olarak algılamayacağız. Aşkın bir madde boyutunu evvelâ fikir planında kabul edeceğiz ve her şey bunun üzerine bina olunacak. Maddeden kastımız sekülerizmin öze değil posaya olan tutkusu gibi ise ne Mescid-i Aksa ne de Ayasofya manasına kavuşur! Biz Mescid-i Aksa derken Ayasofya derken transandantal bir manayı süzüyoruz. Tüm bu sebeplerden ötürü Mescid-i Aksa ve Ayasofya için özgürlük türküleri yakmadan önce meseleyi fikri planda mananın manaya hizmeti bağlamında işlemeli ve örgüleştirmeliyiz ki, ruhun emrinde akıl çerçevesinde gayeye uygun fiil sergilensin. Yoksa kuru sloganların ve naraların Mescid-i Aksa ve Ayasofya davalarının kazanımı olarak mücerret bir netice alamayız.
Her şeyden önce meseleyi fikri planda tamam etmeli ve bu iki mabedin nasıl da maddenin manaya hizmet edici argümanlarını, mânânın da mânâya hizmeti şuuruna getirdiğinin anlaşılması duasıyla.
Furkan Arın
