Visali Kudüs Olan Yiğitlere…
Büşra Zişan Erol
بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِالرَّحْمٰنِ الرَّحٖيم
السلام علیكم و رحمة الله و بركات
İslâm’ın Kızı,
Anacığının biriciği, benim mücâhide kardeşim,
Yüce Allah’ın esmasıyla başladım sözüme ve sonra da diyorum ki: Rahman olan Allah’ın selamı senin mübârek zâtına ve âline olsun. Sıhhatinden şüphem yok. Sıhhatin yerinde olsun lâkin dertlendirmeye gelmiştim biraz. Dertleriyle dirilenlerden olmaya davet etmeye gelmiştim. Biliyorum ki varsın dert ile dertlenmeye, derdi devâ etmeye, dava bilmeye… Allah biliyor ki, iyi ki varsın. Evinin anahtarlarını Kur’ân’a teslim etmiş bir hâl üzere olduğundan eminim ki; bu yüzden bu çağrım, bu serzenişim sanadır.
Ey Dostum!
Ebu Cehil devletler kurmada. Nerede Ebûbekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler? (radıyallâhüanhüm)
Ey Kardeşim!
Kudüs! Muhammed (s.a.v) emaneti, miracın mirası, Selahaddin’in sevdası; mahzun ve mazlum! Vallâhi bekliyoruz. Hani, Selahaddin’ler nerede?
Aziz Dostum,
Hacer’in kardeşi, Hanne’nin yoldaşı, sırdaşım.
Sen ki damarlarında Hacer’in, Amine’nin, Hanne’nin, Meryem’in nurunu taşıyan bir mücevhersin. O nurdur ki sana Selahaddin’i verecek. Ellerinle, dilinle ve kalbinle Kudüs ümmetindir nidâlarını yazdıracak; semâya ve arzı dahî kuşatan ümmül mekân, yüreklere. Sen yoksan Aksâ yok. Sen yoksan Kudüs de yok, İstanbul da. Say ki Kudüs sol yanındaki. Parlat Kudüs’ü imânının nuruyla. Kaldır Kudüs’ü ellerinde göğe. Bil ki sen yoksan Selahaddinler yok. Sen yoksan Fatihler yok. Haydi! Kalk şimdi Kudüs’ün Fatih’i Selahaddin gibi, Allah’ın huzuruna dur namaz kıl ve gözyaşların seccadeyi ıslatana kadar ağla Kudüs için, ağla ki yıkansın Kudüs. Ağla ki yollar dürülsün önüne ve Kudüs verilsin ellerine.
Selahaddin ki, biliyordu Kudüs mahzunken gülemez, Kudüs hasretken secde izine uyuyamazdı. Şarkın En Sevgili Sultanı… Selahaddin-i Eyyûbî… Kudüs’ün Fatih’i… O cennet mekân, visali Kudüs olan yiğit. Mü’minlerin duâsını aldı da gitti. Kudüs’ü bizlere bıraktı da gitti. Gitti de Kudüs yine mahzun, Kudüs yine hasret.
Kalk! Kalk ve yürü “Yürü Kardeşim/ Ayaklarına bir Kudüs Gücü gelsin!” İşte sen, Selahaddin’in annesi, Hanne yürekli mücahide kardeşim, “Gel/ Anne ol/ Çünkü anne/ Bir çocuktan bir Kudüs yapar/”
Kulak ver ne diyor Kudüs, bir şairin dilinden; “Mescd-i Aksâ’yı gördüm düşümde/Götür Müslümana selam diyordu/Dayanamıyorum bu ayrılığa/Kucaklasın beni İslam diyordu” Aksa’yı kucaklayacak kudret sendedir! Sol yanına iyi bak. Hasretiyle bitap düştüğümüz, acısıyla yandıkça yandığımız Kudüs sendedir! Zulüm mağlup olmaya mahkûmdur çünkü zulmün hâkimiyeti bir anlıktır, Allah ise kâim! Zafer inananlarındır! Zafer İslam’ın, zafer senindir. Ümmetin Selahaddinlere olan özlemine kulak ver. Selahaddin’ini bekleyen Kudüs’ün kurtlarına, kan emici din düşmanlarına bir dön ve haykır Ömer (r.a)’in hiddetiyle “El- ArduLena El-KudsüLena!”
Gamzesinde Kudüs taşıyan kardeşim, Ey Evlâd-ı Fâtihan, Ey Evlâd-ı Selahaddin! Kalk ve yürü Siyonist kuşatmaların üstüne Selahaddince, Ömerce. Unutma! Kudüs Ümmettir, Ümmet Kudüs’tür!
Mektubuma sana hasret, Kudüs’e meftûn bir hâl üzere, şu dizelerle son vermek istiyorum:
“Her vuslata mehtap olmuş beldeye bak! Eyvâh! Yalıyor ufkunu bir kanlı şafak Sabret Kudüs’üm silmek için gözyaşını Elbet bir Ömer bir Selahaddin çıkacak.”
Kudüs’le buluşmak üzere, Kudüs’te görüşmek üzere kardeşim, yoldaşım,
hâldaşım. Kudüs yürekli, Selahaddin’in anası biricik dostum. Kudüs’te görüşmek üzere.
