Filistin davasında ve Gazze’de yaşananlar ile ilgili bilinci arttırmak amacıyla bir gazeteci, aktivist aynı zamanda İbn Haldun Üniversitesi dış ilişkiler daire başkanı Enes YALMAN ile
7 Ekim’den itibaren yaşananları, sosyolojik ve psikolojik olarak ele aldığımız ve bu davaya inanılması gerektiğini vurguladığımız röportajın gönüllerde bir karşılık bulması temennisi ile:
1-Filistin denilince aklınıza psikolojik ve sosyolojik açıdan nasıl özellikte insanlar geliyor?
Dünyada psikolojik açıdan Filistinliler kadar dayanıklı başka millet, insan yoktur. Filistinliler sabırlı, inançlı, vatanını seven, vatanı için her şeyi yapan; dedesini, annesini, babasını, çocuğunu, kardeşini feda edebilen bir halktır.
2-Sosyal medyada yaşanan olayların sürekli paylaşılması duygusal olarak hissizleşmeye sebep olacağı düşüncesi ilk zamanlarda pek çok tartışma konusunun müsebbibi olmuştu. O zamandan bu günlere sosyal medyanın zulmü yansıtmasındaki rolü ve olayların göz önünde olması insanların duygularını ne seyirde etkiledi, insanlar gerçekten alışıp hissizleşti mi?
Sadece sosyal medya cihetinde değil her konuda, belada ve dahi zorluğun ardında insan psikolojik olarak alışkanlık kazanır. O alışkanlığın kazanılmasında da pek tabi sosyal medyanın etkisi vardır. İlk zamanlar sosyal medyada bir bombayı ya da bir hastanenin bombalandığını gördüğümüzde sokaklara çıkıyorduk. Bugün aynı hastane ya da başka hastanenin baştan sona bombalandığını gördüğümüzde biz normal yaşıyoruz ve devam ediyoruz. Neden? Tekrar gördüğümüz için psikolojik açıdan alışkanlık yaptı. Pratikte böyle yaşanıyor ama bu yanlış, bizim bunu alışkanlık haline getirmememiz gerekiyor. Bunun için farklı bir şekilde bilinci artırmamız lazım. Büyük, küçük, erkek, kadın çocuk hiç fark etmeksizin Filistin’in; oradan, rakamdan, binadan, şahıstan ibaret olmadığını gerçekte onların bir can olduğunu her canın kıymetli olduğunu zihnimizde pekiştirmeye ihtiyacımız var.
3-Genel olarak takılıp kaldığımız bu konuda Filistin davası için biz Müslüman gençlere verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?
Açıkçası şimdi söyleyeceklerimi şimdi halihazırdaki gençlere söylemem yanlış olur. Çünkü asıl gençler zeki ve onlar ne yaptıklarını biliyorlar yeter ki Filistin davasına inansınlar. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hadisi diyor ki:
مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ
Bir kötülük, münker gördüğünüz zaman onu elinizle değiştirin, değiştiremezseniz dilinizle değiştirin, dilinizle değiştiremezseniz kalbinizle buğz edin. Bu hadise sondan başlayalım. Biz Filistin davasında ilk olarak ne yapabiliriz? Kalbimizle dua etmemiz gerekiyor. Bu lafızda kalan bir dua değil gerçekten de başımıza bir musibet geldiğinde ya da kendi kendimize kaldığımızda, namazımızda samimi dua edip etmediğimizi tartmamız gerekir. İkincisi olarak değiştiremezseniz dilinizle, dilinizle ne demek? Sadece insanlarla konuşmak değil, sosyal medyada yazmak, bir şey paylaşmak, bir yazı yazmak, bugün sokakta bağırmak da bir dildir. Bir diğeri elinizle değiştirin, bu değişimin bir parçası olan oraya gidip maddi anlamda savaş ilk akla gelen durum olsa bile bugün bir insanı yardıma vesile olmak veya yapılan organizasyonlara gönüllü olarak gitmekte bu işi el ile değiştirmek demektir. Oradaki insanları açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan kurtarmak demektir. Bizim yaptığımızla ne olur ne değişir değil, karınca misalini hayat düsturu edinmeliyiz. Üstümüze düşeni en iyi şekilde yapmalı, devam etmeli ve başka insanlara aynı şeyi tavsiye etmeliyiz. Bunu hayat kuralı olarak kabul etmeliyiz.
4-Son olaylarla birlikte ve bu zulüm sürecinde dil bilmenin önemi ve anlamını nasıl değerlendirirsiniz?
Öncelikle dil öğrenmek sadece dilin yapısını bilmek değildir, o halkı anlamaktır, o halkın kültürünü anlamaktır. Bir halkın ana dilini bilip anladığın zaman çekilen acının hissettirdikleri daha farklı bir şekilde bizim dünyamızda kaim olur. İllaki herkesin fazladan dil öğrenmesi çok faydalıdır. Lakin Filistin davası minvalinde ne dediklerini anlamak ve acılarını hissedebilmek için ayrıca mühimdir. Aynı zamanda İbranice öğrenip düşmanımızın içini, gazetelerini bilmek ve dahi dünya dillerinden İngilizceye vakıf olup yaşananları doğru ve etkili haber kaynaklarıyla dünya diline taşımak insanları bilinçlendirmek için gereklidir. Ne kadar bilinçli isen, o dil ile alakalı ne kadar ilmin varsa bu davaya sahip çıkıp insanların yaşadıklarını dünyaya aktarmak için birer artıdır.
5-Miting ve eylemlerin bu süreçteki yeri ve önemini nasıl tanımlarsınız?
Mitingler, dünyanın en etkili eylem yöntemidir. Neden? İçinde insan, sokak ve ruh var; bunun hem hükümetlere hem de zalimlere baskı oluşturmada çok büyük etkisi vardır. Sosyal medya ve farklı mecralarda ise eylemleri yazmak, görünür kılmak baskıyı oluşturmaya bir vesiledir bu yüzden eylemin en güçlüsü sokaklarda oluyor ve sokaklarda yapılması gerekiyor. Aynı zamanda sosyal medyada bir eylemin paylaşılması ile yazının paylaşılması arasında çok fark var. Sokak her zaman değişim için en güçlü silahtır.
6-Dünya çapında insanların direnişe vermiş olduğu destek yeterli mi? Daha fazla neler yapılabilirdi veya yapılabilir?
Öncelikle direnişe destek vermenin birçok boyutu vardır. Bizlerin bu direniş grubunun haklı davasını anlatmamız gerekir. Bu haklılıkların sadece sosyal medya üzerinden ya da yazı yazarak değil, akademik çalışmaların, seminerlerin yapıtaşı haline getirerek bu işi sürekli gündemde tutmalıyız. Bu yaşananların sadece 7 Ekim’den itibaren değil 80 yıllık bir tarihin yansımaları ve patlamaları olduğunu fark etmeliyiz. Sürekli haklı olduklarını anlatmaya mecburuz ve bu taşıdığımız mecburiyet hissiyatı hiçbir zaman yetmeyecek çünkü onların yerine biz hayatımızı ortaya koymuyoruz. Ne kadar yaparsak ve cümlelerimizde haklı davalarını savunursak o kadar iyi.
7-Yayıncılık ve gazeteciliğin süreci nasıl seyretti? Bu süreçte bireysel paylaşımların daha cesaretli ve öne çıktığını ifade edebilir miyiz?
Oradaki gazeteciler için evet bireyselliğe döndü diyebiliriz çünkü orada bir sistem, medya merkezi yok oradaki tüm televizyon kanalları bombalandı. O yüzden biz orada gazetecileri değil oradaki fertlerin bireysel olarak telefon kameralarıyla dünyaya, insanlığa gazeteciliği öğretip yaydığını söyleyebiliriz. Lakin bu taraftan bakılırsa ehemmiyete sahip bireysel gazetecilikle birlikte farklı gazetecilik mecralarının, sosyal medya, radyo, televizyon gazetecilik gibi, önemlerini yadsıyamayız. Her bir gazetecilik alanı kendi yetişeceği insanlarla değerlidir. 70 yaşındaki insanlara sosyal medya ile ulaşamazsın ama televizyonlarla ya da gazete yazısıyla onlara ulaşmak mümkündür. O yüzden gazeteciliğin tüm farklı mecraları ile ilgilenmek elzemdir.
8-Batı kaynaklı gelişmiş psikoloji biliminin bize bazı öğretileri var. Bunlardan bir tanesi de dikkat çeken yas süreci ile ilgilidir. Lakin yaşananlara bir göz atıldığında insanların yas tutmak için zamanları bile olmadığını, bu öğretilerin bir karşılığının olmadığını görüyoruz. Sizin açınızdan bu farklılığı oluşturan temel dinamik neden kaynaklanıyor?
Psikoloji uzmanı olmadığımı fakat okumalar yaptığım psikoloji alanında inancın özellikle başka bir dünyaya olan ahiret inancının insanlar üzerinde büyük öneme sahip olduğunu ifade edebilirim. Ayrıca bizler Müslüman olarak üç günden fazla yas tutmayız çünkü o insanın yok olduğuna inanmıyoruz başka bir hayata geçtiğine iman ettiğimiz için insanlar olarak çökmüyoruz. Elbette üzülüyoruz, aziz insanlar yakınlarımız gittiği zaman yine ağlayacağız ama günün sonunda biz onlarla cennette buluşacağımıza inanıyoruz. Batıda ise inanç olmadığı için psikolojik olaylar hakkında süreç yürütmeye bu süreç içerisinde neler yapılacağının tıbbi meselesini inceliyorlar lakin nefis meselesi ihmal ediliyor olabilir. Psikoloji uzmanı olmamakla birlikte konunun doğu batı meselesi değil inanç inançsızlık meselesi olduğunu söyleyebilirim.
Şeyma Erol
