Kudüs İçin Ne Yapabiliriz?

Kudüs için ne yapabiliriz? Öncelikle Kudüs’ün özgürlüğe kavuşmasını istediğimiz kadar Kudüs’ün Fatihlerinden olmak isteyen bizlerin de özgür olması gerekiyor. Kalbimizin en çok Allah için atması ve zihnimizin dava şuuru ile işlemesi gerekiyor. Gerçek özgürlüğümüzün tarifi bu. Zaman, görünmez ve tehlikeli prangalarıyla sarmış ruhumuzu. Ümmet olmak olacakken şifamız, vefasızları bahane edip dostlarımızdan da kaçmışız. Kalbimiz, ümmet ile dönecekken sağlıklı atışlarına, bireyselcilik zehriyle sarsılmışız. Medeniyeti bizden öğrenen batıyı neredeyse put belleyip uzaklaşmaya başlamışız irfan medeniyetimizden. Kaybolmuşuz. Pusula hep gözümüzün önünde ama inat etmişiz bakmamaya. Alışarak unutmuşuz bizi biz yapan her şeyi. Bakan ama göremeyen bir toplum olmuşuz zamanla. En kötü alışkanlığımız, alışmak olmuş en güzel yaşam kaynaklarına. 

Hakikat güneş gibidir, gözünüz kamaşır, ısınırsınız. Tabii eğer fıtratınız bozulmadıysa. İslam yeniden hüküm sürmeye layık en güzel ve hatta tek dindir. Güneşin sıcaklığı benziyorsa eğer merhametin ve hakikati idrakın sıcaklığına, güneş batıdan da doğmaya başlıyor artık. Oradaki bazı insanlar bizden daha büyük cesaretle konuşabiliyor zulmün karşısında. Bu demek ki batı da uzak değilmiş hakikatin sıcağına. Müslüman gençler olarak tebliğ görevimizi her daim aklımızda tutmalıyız. Her bir saniyenin hakkı vardır üzerimizde. Öğrendiğimiz dilleri, okuduğumuz bölümleri, dinlediğimiz dersleri en iyi şekilde öğrenip çalışmakla mesulüz. Müslüman, alanının en iyisi olmayı en çok hak edendir çünkü. Örnek olması gerekenleriz. Her daim birbirimizi teşvik etmeli, sendeleyenin koluna girmeli, düşeni elinden tutup kaldırmalı, düştüğü taşa kızmak yerine o taşı kaldırmak için çabalamalıyız. Ve bu hikayenin Fatihlerinden ve Selahaddinlerinden olmak ya da tembelleştirildiğimiz sıradan hayatlarımıza hiçbir şey yokmuş gibi devam etmek arasında bir seçim yapmamız gerekmekte. Önce kendimizi yeniden fethetmek zorundayız. Özgür olmayanlar bir başkasını nasıl özgür kılabilir? Kudüs özgür olsun ve biz de Fatihlerinden olalım istiyorsak sahiden, iç dünyamız ile Allah arasındaki o kuvvetli bağı sapasağlam yapmaya ihtiyacımız var demektir en çok. Zira Allah dilemeden hiçbir şeyin olması mümkün değildir. Zafer istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız iyileşmeye. 

Nitekim ayeti kerimede de buyurulduğu gibi:

“Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.” (Ra’d, 11)

İki türlü iyileşme ve güçlenme süreci var yapabileceğimiz:

1-Toplu eylemler. (Ne kadar birlik, o kadar güçlü direniş, bir o kadar da güçlü bir etki.)

2-Bireysel güçlenme (Nitekim bireyler oluşturur toplumu. Bireylerin inancı ve davranışları zihnen ve kalben ne kadar sağlam olursa, sesimizi duyuracak eylemlerin etkisi de o kadar sağlam olur.)

Bütün önerilerimiz Kudüs davası ile ilgilidir kimi doğrudan kimi de o yola girmek için uğramamız gereken yollar…

Pek çok eylem hali hazırda düzenleniyor. Bunları çok daha aktif hale getirmek için yollar denemeliyiz. İnsan unutan bir varlık çünkü. Bunların etkileyiciliğini arttırmalıyız. İnsan alıştığının değerini yok saymaya hazır bir canlı çünkü. Ülkenin her bir karışı şahit olmalı direnişimize…

Yürüyüşler, insanların direniş tutkusunu diri tutan küçük görülen ama etkisi büyük eylemlerdir. Birlerin binlere dönüşebileceğinin kanıtıdır. Hem yürüyenlere hem şahit olanlara hem elinden bir şey gelebilecek her konumdan insana “Kendine gel ve her şey geç olmadan doğru adımlar at artık!” çağrısıdır. Yumrukların ve işaret parmağının göğe yükselişi, göğün bizim zulme sessiz kalmadığımıza dair işaretlerimize şahitlik edişidir. 

Kermes çok faydalı bir sadaka vesilesi.  Büyük ya da küçük her türlü kermes önemli. Biliyoruz ki ne kadar destek o kadar iyi, o kadar delil. Sadaka az bile olsa bereketlendirir malı, hayatı, imanımızı, kardeşliğimizi ve daha nicelerini… Bir gün büyük çaplı bir kermes düzenleriz şehrimizde, okulumuzda, mahallemizde… Başka bir gün birkaç çeşit yemek yaparız Filistinli aileler evimize misafirliğe gelecekmiş gibi… O heyecanla lezzete bürünen yemekleri yakın çevremize duyurur, gelen ücretleri gerçekten Filistinli ailelerin sıcak yemek bulabilmesi için iletiriz.

Sadaka demişken, az da olsa mühimdir ve bizim içindir, Allah’a sunabileceğimiz güzel bir delildir ya… Arttıralım cennetimize vesile olacak her delili. Okul binalarında, kurslarda, apartmanların girişinde ve işyerlerinde İHH ibanıyla Filistin için bağışa yönlendirebilecek tasarımlar oluşturalım. Her evde bir kumbaramız olsun Kudüs için. Çocuklarımız öğrenebilsin, anne ben bu haftaki harçlığımı Filistinli çocuklar bizim gibi ailecek akşam yemeği yiyebilsinler diye ayırmak istiyorum demeyi. Baba, yeteri kadar oyuncağım var, odası bombalandığı için hiçbir oyuncağı kalmayan çocuklara oyuncak hediye etmek istiyorum demeyi. Çocuklar öğrensin, kardeşini kendine tercih etme fedakarlığını, zulüm karşısında elden geleni yapmayı. Anneler öğrensin israfa kaçmadan yemek yapmayı. Ve babalar öğrensin parasını tasarruflu kullanmayı. Ve böylece bağış yaptıkları miktar ve yaşam biçimleri bir delile dönüşsün cennetleri için. 

Boykot, katil israilin canını en çok yakacak uygulamalardan biridir. Onlara kazanç kapılarının, itibar ve güç kaybetmesi demektir. Onların putlaştırdıkları para hırsları var. Parayla satın alınan benliklere sahipler. İradelerini ve yüreklerini para için satabilen varlıklar onlar. Eğer boykotu hakkıyla uygulamayı başarırsak en etkili adımlardan birini atabileceğiz. Bunun için bireysel olarak boykotu yapmak ve daha fazla kişinin bunu yapmasına vesile olmak boynumuzun borcudur. Alışveriş listemizde tek bir tane bile soykırım destekçisi marka bulunmamalı. Ahirette bir hesabı olduğu, her an bilincimizde olmalı. Ve sonraki en etkili adım ise zincir marketlerden, esnafların dükkanlarından, mahalle bakkallarından, okul hastane ya da her türlü yerin kantininden, işletmelerden boykot ürünlerinin alım satışının durdurulması ve alternatif ürünlerin ön plana çıkartılıp yaygınlaştırılması gerekiyor.  Alternatif ürünleri kullanan işletmelere teşekkür edip destek vermeliyiz. Diğerleri de kazanç korkusu ile ahiretini kaybettirebilecek, katilleri besleyecek ürünlerin satışına müsaade etmekten vazgeçebilir böylece. Belki bu vesile ile helalliği şüpheli gıdaların varlığının farkına varılır ve Gimdes helal sertifikası önem kazanır insanların yüreğinde. Böylece yediği içtiği haram ya da şüphelilerden oluşmayan bir toplum oluruz yeniden. Ve böylece kabul edilir ya belki de dualarımız…

Ebû Hüreyre anlatıyor: Resulullah (sav), “Ey insanlar! Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, peygamberlerine emrettiği şeyleri müminlere de emretti.” buyurdu ve şu ayetleri okudu: “Ey peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” (Mu’minûn, 23/51) “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin…” (Bakara, 2/172) Sonra Resulullah (sav) uzun yolculuklar yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini göğe uzatarak, “Ya Rab, Ya Rab!” diye yalvarıp yakaran bir adamdan söz etti ve “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdı. Haram ile beslenirdi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?” buyurdu.

(M2346 Müslim, Zekât, 65; T2989 Tirmizî, Tefsîru”l-Kur”ân, 2)

Yürüyen Kudüs olmalıyız hepimiz. Kardeşlerimiz orada acılar içinde kıvranırken hiçbir şey yokmuş gibi yaşayamayız. Neredeyse herkesin dışarı o olmadan adımını atmayacağı bir kefiyesi olmalı. Filistin direnişini sembol eder çünkü. Dışarıda adımımızı attığımız her bölgede direnişi hatırlatan işaretler artmalı. Dükkan tabelalarında, duvarlarda, kıyafetlerimizde… Bizi anlatmayan, içeriği kötü, edebiyatı bulunmayan şarkılar çalmamalı etrafta. Filistin için çalmalı müzisyenler. Yazar ve şairler Gazze için yazmalı. En büyük gündemimiz Kudüs olmalı Kudüs özgür oluncaya kadar…

Muhabbet kurabileceğimiz, aynı davaya baş koyacağımız topluluklarımız olmalı. Aile ve akrabalar arasında, mahalle içinde, okul içinde veya sosyal medya üzerinden online gruplarla… Artık kimin elinden ne geliyorsa onu yapmalı. Duracak tek bir günümüz dahi yok. Ufak ya da büyük demeden elimizden gelen her şeyi dikkatle ortaya koyma vaktidir. Konunun ehli büyüklerimizden yol tavsiyesi alabilir, fikirlerimizi değerlendirip daha sağlam adımlar atabilir, ufkumuzu genişletebiliriz.

Kudüs’ü tanımadan, hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olmadan çok şeyler eksik kalacaktır. Bu sebeple Kudüs hakkında yetkin ve donanımlı insanlardan eğitim alma imkanlarını denemeli ve yeni imkanlar oluşturmak için çabalamalıyız. Sadece YouTube platformu üzerinde bile onlarca video serisi var Kudüs’e dair… Kendimize bir Kudüs Ajandası oluşturup, videoları dinleyip notlar çıkarabiliriz. Kudüs’ü tanımak için kitaplar okuyabilir, ilgili film ve belgeselleri izleyebiliriz. Tahlil için gruplar oluşturabilir ya da var olan gruplara katılım sağlayabiliriz. Neticede insan bilmediğinden korkar ve sevemez bilmediğini. Sevgimiz sağlam olsun istiyorsak, altyapımız sağlam olsun diye çaba sarf etmek zorundayız.

Kudüs için beraber yazabiliriz. Her hafta belli bir zaman dilimi belirleyip o zaman içinde şiir, deneme, hikaye, makale artık o an ne geliyorsa içimizden ve kabiliyetimizden, onları yazarız. Okul dergimiz olur, mahalle dergimiz, aile dergimiz ya da sadece bir grup gencin yüz yüze ya da sanal olarak bir araya gelmesiyle oluşan bir dergi… Her sayısı ile farklı bir İslam coğrafyasını anlatıp tanıştırabiliriz insanları. İlk sayısı da Kudüs’ü anlatır. Hali hazırda var olan edebiyat dergileri bir süre Filistin için yazmayı tercih edebilir. Önce çevremizde ve sosyal medyada yayarız dergiyi, sonra cümle aleme duyururuz inşallah. Müslüman gençler değil miyiz, gider ulaştırırız daha kimlere Allah’ın izniyle. Yedi Güzel Adam o imkansızlıklar içinde nasıl yaptıysa, biz bu kadar imkanın içinde neden yapamayalım? O da olmadı ben deneme ve şiir yazarım. Bir başkamız hikaye yazar. Bir diğerimiz roman ve makale. Toplu eylemleri yapacak güç ve bütçeye ulaşana kadar bireysel olarak yazı hazinemizi ve kabiliyetimizi genişletiriz. Daha fazla kan akmaması adına yazabilen herkesi mürekkep akıtmaya davet ediyorum… 

Dua olmadan olmaz. 

“De ki: “Kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah size ne diye değer versin!” (Furkan, 77)

Dua için de kabulü kesin veya yüksek ihtimal olan vakit ve anları hep beraber değerlendirebiliriz. Neden hep beraber diyorum. Çünkü insan yalnız başına daha çabuk bırakır, erteler, sıkılır. Oysaki bu davada dinç olmamız lazım. Bu noktada ümmet olmak, bireysel gelişirken birlikte pişmeyi istemek geliyor. İslam, ümmet olmanın en güzel şekilde vücut bulduğu din. Ne demişler: Evvel Refik, Bâde’l Tarik. Yani önce yoldaş, sonra yol… Biz yol rotamızı belirledik elhamdülillah, bize sadık dostlar lazım. 

Peki ne zaman, nasıl, hep beraber dua edeceğiz? Bunun için devamlılık takip grupları oluşturabiliriz. Kur’an-ı Kerim ve meali, tefsir veya ilmihal okumaları yapabiliriz. Teheccüd alışkanlığı kazanma grubu kurabiliriz. Sabah namazına kalkmakta sıkıntı yaşayan kardeşlerimiz için sabah namazına kalkma ve kerahet vaktinde uyumamak için teşvik edici bir grup kurabiliriz. Sıkıcı olmaması ve devamlılık için haftada bir çekiliş yapıp hediye verebiliriz devamlılık gösterenlere. Gruptakilerle çay kahve eşliğinde muhabbet için buluşabiliriz daha içten adımlar atmak için. Mescitlerde akşam muhabbetleri yapabiliriz, sıcak bir bardak çay ve ezgiler eşliğinde. Böylece ümmet olmak canlanır yeniden, Kudüs hayatımızın içinde olur. Arkadaş muhabbetlerimizin temel mevzusu, en büyük davamız olur yavaş yavaş. Dilimiz dedikodudan ve gıybetten uzaklaşır, en güzel davalardan biri ile temizlenir Allah’ın izniyle.

Bugün Kudüs için ne yapabilirim diye sormalıyız her sabah. Ve yine sormalıyız her gece, bugün Kudüs için ne yaptım. Kimisi bir çocuğa gülümseyip sadakası karşılığında Kudüs için dua eder Allah’a. Kimisi Fetih suresi okur, kimisi kolay gelsin der çalışan bir abiye ya da ablaya. Onların gülümsemesi ve duasının Gazze için olmasını rica ederiz. Herkes iyilik yapan birinden sonra Kudüs için dua etmeye başlar yavaş yavaş. Sadakalarımızın ödülü olarak Kudüs’ün özgürlüğünü ve bizim de elimizden geleni yapabilmemizi isteriz Rabbimizden. Her an, her sevap işlediğimizde ve her saniyemizde biz ve Beytülmakdis arasında bereket hasıl olur böylece.

Pazartesi Perşembe oruçları tutabiliriz hep beraber. İftar öncesi kabul edilir dualar…  Dualarımızın karşılığı ne güzel olacaktır Allah bilir… Az ve öz yemekle açarız iftarımızı, kimi zaman sadece hurma ve suyla, belki de böylece anlayabiliriz Gazze’deki en büyük hayali bir ekmek yiyebilmek olan çocukları. Canımız bir şey alıp yemeyi çektiğinde Sanki Yedim Camii’nin yapılış hikayesi hesabı, sanki yedim der ve onun miktarınca bağış yaparız kardeşlerimiz için. Böylece anlayabiliriz azıcık bir yemekle bir ailenin günlerce idare edişini. Açlıktan ağlayan çocukları. Şişkin karınlarla imkanı olur mu ki anlayabilmenin, sizi düşünüyorum demenin…  Bir de ümmet yansıması olacakken birliğimiz, orucun ardından duanın karşılığı ne güzel olacaktır Allah bilir. 

Esma-ül Hüsna öğrenmeye ve Rabbimizi daha iyi tanıyarak dua etmeye başlayabiliriz. Allah’a her gün farklı bir güzel esması ile Gazze için dualar ederiz kardeşlik gruplarımızda. Müslümanın Müslümana ettiği duanın ehemmiyetini değerlendirmeliyiz Filistin için. Minik hediye paketleri hazırlayabiliriz.  Çocuklar için kitap, çikolata, oyuncak… Yaşlılar için çiçek, anı eşyası… Fakirler, evsizler için yemek, ev ihtiyaçları, para ikramı… Harama girmek yerine evlenmek isteyen gençler için ev eşyası gibi… Ve Gazze için hep dua etmelerini ve boykot konusunda hassasiyet sahibi olacaklarına söz vermelerini isteriz. Toplumumuz birbirine daha çok iyilik yapan ve hem de Ümmet-i Muhammed bu vesileyle dua eden bir topluma dönüşür.

Ve Kudüs’e gitmek…Her ne kadar zor ve tehlikeli olsa da oraları Müslümanlar olarak boş bırakmamak ile sorumluyuz. 

Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem azatlısı Meymune radıyallahu anha: “Ya Resulallah! Beytülmakdis’e gidip gitmeme hakkında bize ne buyurursunuz?’’ dedi. Allah Resulü: ‘’Gidin ve orada namaz kılın!’’ diye cevap verir. Fakat o zaman orada (Bizans ile Persler arasında) savaş vardı ve bunu dikkate alan Peygamber aleyhissalatu vesselam efendilerimiz şöyle buyurdu: ‘’Şayet oraya gidemez ve orada namaz kılmazsanız, oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin!’’ buyurdu.’’

(Ebu Davud, Salat, 14)

Rabbimden en büyük dualarımdan biri en hayırlı vakitte Kudüs’e gidebilmek ve oradaki çocukların her birine sarılmak, saçlarını okşamak, hediye elbise ve oyuncaklar götürmektir bundan sonra… 

Niyetler ve akıbetler hayr olsun, nice güzel kapılar açsın bizlere, bir esması el-Fettah olan Rabbimiz. Ahirette hesaba çekilirken elimizden geleni yaptık sen şahitsin Ya Rabbim demeyi nasip etsin hepimize. Âmin. Selametle.

Betül Sena KARAKOÇ

Yorum bırakın