SİYONİZM

Siyonizm terimi, Eski Ahit’te Kudüs’ü anlatmak için kullanılan ve Kudüs Eskişehir’in sınırları dışında bulunan bir dağın ismi olan “Siyon” kelimesinden türetilmiştir. Genel anlamda, Yahudilerin M.S 70 yılında Romalılar tarafından sürüldükleri ve Tanrı tarafından kendilerine vadedildiğine inandıkları Filistin topraklarını da kapsayan topraklara dönme ideali olarak tanımlanmaktadır. Siyonizm ideolojisinin Theodor Herzl ile başladığı düşünülse de bu bir yanılgıdır. Siyonizm tarihi, Yahudiler’in sürgün sürecinin başlangıcına kadar dayanmaktadır. Sürgünden sonra Filistin dışında yaşamaya başlayan Yahudilerin özel günlerinde ve bayram törenlerinde ‘Gelecek yıl Kudüs’te!’ sloganlarını tekrarladıkları, günlük dualarında sürekli bu topraklara dönme hasretini dile getirdikleri bilinmektedir. Kaynağı Talmud ve Eski Ahit gibi dini metinlere dayandırılan Siyon’a dönüş idealinin Yahudi dininin ayrılmaz bir parçası olduğu görülmektedir. Yahudi dininde Siyon’a dönüş ideali vadedilmiş topraklar inancı, Yahudilerin bu topraklardan sürgünü ve kurtarıcı Mesih inancı ile bağlantılıdır. Yahudi inancına göre Tanrı önce Hazreti İbrahim ile sonra Hazreti İshak ile sonra Hazreti Yakub ile ahitleşmiş ve bu toprakları onlarla birlikte soylarına İlahi hükümlere karşı gelmemeleri şartıyla vadetmiştir. Daha sonra İsrailoğulları bu şartlara uymamış, ilahi hükümlere karşı gelmişlerdir ve bu isyanlarının cezası olarak vadedilen topraklardan sürülmüşlerdir. Yahudiler bu topraklardan sürüldükleri her dönemi İlahi hükümlere uymamalarının bir cezası olarak görürler. Bu topraklara geri dönüşlerinin ise ancak Mesih’in gelişi ile olacağı inancına sahiplerdir. Mesih gelmeden vadedilmiş topraklara toplu göçler (Aliya) yapmaları Eski Ahit’te bulunan ifadelere göre dinen yasaktır. Mesih gelmeden yapılacak olan toplu göçlerin sürgün süresini uzatacağına inandıkları için bunu yapmak yerine günahlarına tövbe etmeyi, sıkıntılara sabretmeyi ve Allah’ın Mesih’i göndereceği günü beklemeyi dinlerinin bir gereği olarak görmüşlerdir. Bu sebeple özellikle Hristiyan toplumlar tarafından kendilerine uygulanan tüm sosyal, ekonomik ve siyasi kısıtlamalara; yapılan tüm ayrımcılıklara ve antisemitik davranışlara rağmen 1800 yıl boyunca eylemsiz bir tutumla başka milletlerin himayesi altında yaşamışlardır. 18. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan reform hareketlerine kadar bu inanış devam etmiştir. 18. yüzyılda ortaya çıkan Aydınlanma hareketi, Fransız devrimi ve ulus devletlerin oluşumu Yahudi inancında ve kimliğinde değişmelere sebep olmuştur. Seküler düşüncelerin Yahudilerin zihinlerini şekillendirmesinin bir sonucu olarak bazı Yahudiler Yahudiliği sadece bir dini kimlik olarak kabul etmiş ve yaşadıkları yerin halkı içerisinde asimile olma fikrini benimsemişlerdir. Yani eşitlik ve özgürlük hayali ile Yahudiliği dini günlere ve dini mekanlara sıkıştırmayı; sosyal hayatta ise bir Fransız, bir Alman, bir İngiliz gibi yaşamayı istemişlerdir. Bu fikirlere sahip olan Yahudiler tüm çabalarına rağmen yaşadıkları yerlerin halkları tarafından kabul görmemiş, tam manası ile asimile olmayı başaramamışlardır. Asimilasyonun Yahudi sorununa çözüm olamayacağı 1880’lerde Rusya’da başlayan pogromları ve antisemitik olayların artması ile gözler önüne serilmiştir. Aydınlanma hareketleri ile inanç ve kimliklerinde değişiklikler yaşayan ve asimilasyonun bir çözüm olmadığını gören bir grup Yahudi, Avrupa’da yaygınlaşmaya başlayan ulus devletlerden etkilenerek Yahudi meselesinin ancak bir Yahudi devletinin kurulması ile çözüleceği fikrini savunmuş, bu doğrultuda Siyon’un Yahudilerin tek yurdu olduğu inancına kapılmış ve bu yurdun vadedilmiş topraklarda kurulması ile sorunun çözüleceğini düşünmüşlerdir. Bu fikir Yahudilerin sürgünden sonra dillerine pelesenk olan Siyon’a dönüş idealinin farklı yaklaşımlarla gündeme getirilmesine zemin oluşturmuştur. Bu yaklaşımlardan biri din temelli gelişen Siyonizm hareketidir. Bu yaklaşım Yahudilerin kurtuluşunun Mesih’in mucizevi bir şekilde gelmesiyle değil Yahudilerin çabası ile olacağını fikri üzerine kuruludur. Hedefi ise başlarda Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak değil, Yahudilerin Filistin’e toplu ve sistematik bir şekilde göç etmesini sağlamak ve Mesih’in gelmesi için gerekli olan doğal süreci adım adım oluşturmaktır. Bu düşünceye bakıldığında, Yahudiliğin Mesih inancının Hristiyanlığın Mesih inancından etkilendiği görülmektedir. Siyon’a dönüş ideali konusunda çeşitli yaklaşımlar ortaya çıkmıştır fakat birçoğu ses getirememiş, kendine taraftar bulamamıştır. Ta ki Theodor Herzl’in kurucusu olduğu Siyasi Siyonizm ortaya çıkana kadar. Theodor Herzl kendisinden önce var olan Siyonizm düşüncelerini sistemli bir hale getirmiş ve uluslararası arenaya taşımıştır, bu sebeple Siyasi Siyonizm’in kurucusu olarak kabul görmüştür. Theodor Herzl; Avusturya’da yaşayan, asimile olmuş, dini kimliğinden uzaklaşmış Yahudi bir gazeteci idi. Theodor Herzl, Siyonizm düşüncesinin temelini dine değil antisemitizme dayandırır. Bu düşüncelerini eyleme dönüştürmesinin en temel sebebinin antisemitizmin bir sonucu olarak yaşanan Dreyfus olayı olduğunu dile getirmektedir. Fransa ordusunda yüzbaşı olarak görev yapan Alfred Dreyfus orduya ait gizli belgeleri dışarıya sızdırmakla suçlanmış, suçlu olduğunu ispatlayacak bir delil olmadığı halde ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Daha sonra suçsuz olduğu ortaya çıkmış olsa da Yahudi düşmanlığı sebebiyle suçsuzluğuna inanılmaması ve delilsiz ceza almış olması Yahudiler için bu olayın bir dönüm noktası olmasını sağlamıştır. Siyasi Siyonizm’in başlangıç noktası olarak kabul edilen ‘Yahudi Devleti’ isimli kitabında Theodor Herzl, antisemitizmin temel sebebinin Yahudilerin kendilerine ait bir vatanları olmaması olduğunu ve herhangi bir yerde bir Yahudi devleti kurulmadıkça antisemitizmin ölmeyeceğini ifade eder. Herzl’ın Siyonizm’i dini değil tamamen siyasidir. Bu sebeple özel bir yer tercihi bulunmamaktadır. Herzl’ın amacı; topraksız bir halkın halksız bir toprağa yerleştirilmesi ve burayı yurt edinmelerini sağlamaktır. Başlarda belirsiz bir yer olarak öne sürülen bu yer, daha sonra Yahudi dini inançlarından faydalanmak, dindar Yahudi grupların desteğini almak ve meşru olmayan Siyonist düşünceleri meşru görülebilecek bir zemine oturtabilmek amacıyla Yahudilerin kalp bağı bulunan Filistin olarak belirlenmiştir. Herzl 1897 yılında Yahudi Devleti hedefine ulaşmak ve siyasi Siyonizm etrafında birleşmeleri amacıyla dünyanın dört bir yanından, birbirinden farklı düşüncelere sahip olan Yahudileri İsviçre’nin Basel kentinde bir araya toplayarak ilk Siyonist kongreyi düzenlemiş ve kongrenin sonucu olarak Dünya Siyonist Örgütünü kurmuştur. Siyasi Siyonizm’in temel hedefi Yahudileri; tek kimlik olarak Yahudi ulus kimliğinde, tek dil olarak İbranice’de, tek yurt olarak Filistin’de birleştirmek ve kurulacak olan Yahudi devletinin diplomasi yoluyla uluslararası kabulünü sağlamaktır. Theodor Herzl bu amacına ulaşmak için ömrünün sonuna kadar çalışmıştır ve temelini attığı Siyasi Siyonizm ideolojisi bugün hâlâ varlığını korumaktadır. Theodor Herzl’ın Basel’de düzenlediği kongreden sonra günlüğüne yazdığı şu cümleler ve sonrasında yaşananlar asla unutulmamalıdır. ‘Ben bugün Basel’de Yahudi devletini kurdum. Bugün bunu sesli bir şekilde söyleseydim herkes bana gülerdi ama en fazla 50 yıl içerisinde bunun doğru olduğunu herkes görecek.’ Herzl’ın bu cümlelerinden 51 yıl sonra İşgal rejimi Tel Aviv’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu ilan gününe kadar ve bağımsızlık ilanından sonra topraksız halka halksız toprak anlayışıyla Filistin’deki yerli halkın var olduğu halde yok sayılması başta olmak üzere onlarca manevi ve maddi zulüm yapılmıştır. Zafere giden yolda her şey mübahtır mantığı ile hareket eden Yahudilerin, kendilerine yapılan zulümleri bir bahane olarak kullanıp Yahudi devleti kurmak adına bu zulümlerin çok daha fazlasını Filistin’in yerli halkına yaptıkları gözlerimizin önünde olan açık bir gerçektir. Yaklaşımları birbirinden farklı olsa da geçmişten bugüne Siyon’a dönüş idealine sahip olan tüm Yahudiler’in amacı ortaktır. Amaç vadedilmiş topraklar olarak kabul ettikleri yerdeki halkı yok etmek ve vadedildiğine inandıkları bu topraklara er ya da geç, güzellikle veya zorbalıkla bir Yahudi devleti kurmaktır. Siyonizm temelde bu amacı barındırıyor olsa da amaç bir Yahudi devleti kurmaktan ibaret değildir. Siyonizm dünyanın eteklerine yavaş yavaş tırmanarak tüm insanların Yahudilere köle olmasının sağlanması başta olmak üzere dünyanın genelini ilgilendiren pek çok felakete ana kaynaklık etmektedir. Siyonizm sadece Filistin’de yaşayan Müslümanların değil, bütün dünyanın başına bela olabilecek nitelikte, siyasi sosyal ve ideolojik bir kanserdir. Bu sebeple Siyonizm sorunu sadece Filistin halkını veya sadece Müslümanları değil, tüm dünya insanlarını ilgilendiren bir sorundur.


Şeyma Nur ÇEKER

Yorum bırakın