Karanfil Kokulu Şehid

*Bu yazıda Karanfil: Filistin; diken işgalci düşman olarak işlenmiştir..

   İşgal edilmiş toprakların işgal edilemeyen hayatlarıydı destan olan. Dünyanın kör , sağır, dilsiz olduğu acıları ana sütü gibi içen çocukların haykırışıydı her eylem. Toprağına el konulmuş; ana- babasına gözleri önünde işkenceler edilmiş; tüm hakları elinden alınmış her çocuğun gözlerindeki yangınla bakıyordu Yahya. Dikenlerin karanfili zehirli bir örümcek gibi ağıyla  sardığı zamanlarda karanfilin yaprağına ve kokusuna hasret büyüyen çocuklardandı Yahya. Başı ve bakışları dikti, Filistin gibi. Kendi vatanında mülteci ilan edilmekle daha dünyaya gelmeden çalınmıştı gülüşleri. Gözleri, Gazze kadar derin ve Nablus kadar yaralıydı. Cenin kadar öfke doluydu, El Halil kadar masumdu. Kudus kadar cesaret taşıyordu gözlerinden. Mülteci kamplarındaki eziyetler diken olup batıyordu yüreğine. Şahlanan öfkesi Akdeniz gibi kabarıyor, vuruyordu kah Gazze kah Han Yunus sahillerine. Okula başlamıştı ki Filistin’de tek mektep, tek ders vardı her zaman. Aklının duvarlarına tebeşirle değil kanla yazıyordu her gün şehadeti. Gördüğü manzaralar hayatında kendine dair bir yer bırakmamıştı. Karanfil’in solmaması için canını siper etmesi gerekti birinin. Dikeni avuçlarında sıkıp karanfili koruması gerekti birinin. Yaşından çok daha büyük hayaller Yahya’nın hayatı olmuştu. Karanfi uğrunaydı bütün sancılar, bütün acılar. Gençliğinin doruklarında, bir Şeyh’in dizinin dibine bedenini; fikirlerinin yanına fikirlerini oturtmuştu. Şeyh Ahmed Yasin, Yahya’nın hoyrat heyecanlarını, parlak fikirlerini ve hürriyet nidalarını  bir annenin evladını beslemesi gibi beslemişti. Üniversite yıllarında öğrenci konseylerindeki liderliği, davasının izini taşıyordu. Elinin, dilinin ve silahının uzandığı her yere davasını götürüyordu. Okumadan, yazmadan geri durmuyor, her nimeti davası uğruna sonuna kadar kullanıyordu. Ne boş işlere ayıracak vakti vardı ne de Karanfil’den ayrı alacağı nefese tahammülü.
Gördüğü ya da göreceği hiçbir eziyet Yahya’yı davasından geri bırakmayacaktı. Diken, Karanfil’i böyle saramazdı, biliyordu bunu. Karanfil’i koruyanı hapsedecekti. Yahya’yı esir edip Karanfil’i usul usul solduracaktı.  Oysa Yahya ölümsüzlerdendi. Yahya ismini aldığı Peygamber’in şehadet kaderinden de almıştı kaderine. Yahya Peygamberi şehid eden arsız kavme karşı dimdik durarak, ömrünün yirmi iki yılını  Karanfil’i korumak için zindanlara bırakmıştı. Güneşe hasret kalan saçları davasının nuruna boyanmıştı. Zindanlar Yahya’ya gülistan olurken, can yoldaşı olan silahı yerini kalemine bırakmıştı. Şahid olduğu hayatların acısını kalbinin damarlarına Filistin  olarak çizen Yahya, kalemini cihadın mürekkebine daldırdı ve akıttı kelimelerden yüreklere davasını.
Hayat, ana karnından son nefese dek mücadele demekti Filistin için. Yahya bu mücadelenin pak ve gür simasıydı. Çetin inadının altında, her fırsatta haykıracak, küfrü ve zalimi zulmünde boğacak bir iman vardı. Özgür ruhunu hiçbir güç prangaya vuramazdı. Ne siyaset engel olabilirdi onun coşkun akışlarına ne dostları. Cebine zeytin ağaçlarının ve dağ kekiklerinin kokusunu aldı. Biraz bomba, biraz kurşun ve çok dua…Tünellerden aslanın yatağından kalkması gibi çıktı. Sanki Bedir günüydü, sanki Uhud günüydü. Muhammedilerin heybetle birebir dövüşe çıktığı andı. Deli bir rüzgar oldu Yahya, büyük bir tufan oldu. Aksa Tufanı oldu ve hain düşmanın salyalı işgal rüyalarını kabusa çevirdi.  Alçak düşmanın kalbini titreten Hz.Hamza gibi, Hz. Ömer gibi yürüyüşüyle ölümü de korkuttu düşmanı da. Ve vatanında, Karanfil’in bağrında hain diken Karanfil’in kalbini  sarmışken , sıktı avuçlarını ve dikeni paramparça etti Yahya! Kanayan yarasına rağmen elindeki ağaç parçasını dahi düşmana atmaktan çekinmedi. Cesarete yeni libas giydirdi. ömrünü verdiği Karanfil’in toprağına, son nefesine kadar hayatını; son damlasına kadar kanını verdi ve yüzünü Rabbine döndü Yahya….
Kanı karanfil kokuyordu. Kanı vatanı kokuyordu..Alnında secde, bedeninde cihad, ruhunda şehadet iziyle Karanfil’i, kalan mücahid ve mücahidelere emanet etti ve dikeni ayaklarının altına alıp yürüdü ölümsüzler yurduna, Meva Cennetlerine.

Yolun yolumuz, sözün sözümüz olsun Ey şanlı kumandan!
Rasulullah’a ve şehid yoldaşlarına selam söyle!

Hilal Keleş

Yorum bırakın