Yahudilikte Mabed Anlayışı

Her dini gelenekte yüce varlığa karşı yapılması gereken bazı sorumluluklar vardır. Bunlara genel olarak ibadet deriz. Mabet ise bir dini yapıya mensup oldukları ibadetlerini gerçekleştirdikleri kutsal kabul edilen mekânın adıdır. Mabet, ibadetin yapıldığı yer olmakla birlikte din eğitimi ve öğretiminin yapıldığı yerdir, uluhiyeti temsil eder ve  hürmet edilen varlık ile en yakın olunan bir yerdir. Ayrıca her dinin kendi mabedine verdiği isim ve mabette gerçekleştirdikleri faaliyetlerde farklılık gösterir.
Yahudilik, mabet merkezli bir dini anlayışa sahiptir. Yahudi tarihine bakıldığında tüm dini hayatın mabed etrafında şekillendiği görülür. Tüm ibadetlerin mabed merkezinde olması nedeniyle mabedin durumuna göre bazı ibadetler ya askıya alınmış ya da değişikliğe uğramıştır. Sürgün hayatıyla ilgili olarak mabedin bulunmadığı zamanlarda kurban gibi bazı ibadetler ya askıya alınmış ya da şekil ve anlam değişikline uğrayarak imkânları dahilinde devam ettirilmiştir.
Yahudilerin hayatında  yer alan ilk mabet “Çadır Mabet”tir. İsrailoğulları, göçebe yaşam sürmelerinden dolayı sabit bir mabede sahip değillerdi. Bundan dolayı göç ettikleri yerde çadır kurup kurban ve diğer ibadetleri yapıyorlardı. Çadır mabet, İsrailoğulları için kutsal ve önemlidir. Yaşadıkları göçebe yaşam boyunca bu çadır mabed, toplum yaşamının odağında yer almaktadır. Tanrısal boyutlu işlerin icra merkezî hâline gelmiştir. Daha sonra yapımına Hz. Davud ile başlanmış ve Hz. Süleyman zamanında tamamlanmış olan ibadethane,  I. Mabet olarak anılmıştır. Yahudi inancına göre Hz. Davud’a  Yahev’in meleği mabedin yapılacağı yerde görünmüştür. Hz. Davud burayı satın almış ve ahit sandığını buraya taşımak istemiştir. Ahit sandığının muhafazası için de sunak yaptırmıştır. Ancak peygamber Natan vahiyle kendisi izin verilmediğini belirtmiştir. Buna rağmen Hz. Davud mabedin yapımı için hazırlıkları tamamlamıştır. Ahit sandığının Kudüs’e taşınması, Kudüs’ün Yahudiler için merkez konumuna gelmesini sağlamıştır. Hz Süleyman zamanında yapılacak olan I. Mabed’in altyapısı oluşturulmuş olup yapımında kullanılan malzemelerin Tanrı tarafından belirlendiği kabul edilmektedir. I.Mabed’in yapılmasıyla Kenan diyarındaki mabetder önemini yitirmiştir ve bu Mabed en kutsal mekân haline gelmiştir. Ayrıca Yahudi din anlayışında kurban ibadetinin sadece mabedde  icra edilmesi zorunlu tutulmuştur. Bu mabed, MÖ 586 yılında Babil sürgününden sonra yıkılmıştır. Ancak daha sonra MÖ 515’te yeniden yapımı tamamlanmıştır ve MS 70’te Yahudilerin Roma imparatorluğu tarafından sürülmesine kadar varlığını sürdürmüştür.
Sürgünde iken, sinagogların Hz. Süleyman tarafından yapılan mabedi temsil ettiğine inanılmıştır. Yahudiler ibadet ve uygulamalarını bu yeni duruma uyarlayarak devam ettirmiş ya da askıya almıştır. Yani sinagog, l. ve II.  Mabed olarak bilinen mabedin yerini almıştır. Sinagoglarda yapılan ibadetler, mabedde yapılan ibadetlerden şekil ve usul bakımından farklılıklar göstermektedir. Örnek olarak bugün herhangi bir zamana bağlı olmaksızın Ağlama Duvarı olarak addetikleri  Burak Duvarı’na yapılan ziyaret, hac ve kurban ibadetlerinin kaldırılıp  yerine Burak Duvarı’nda duanın icra edilmesi olarak  gösterilebilir.

Yahudilikte Mabed – İbadet İlişkisi
Yahudilikte mabet-ibadet ilişkisini de şöyle açıklayabiliriz: Yahudi inanışında ibadetlerin mabede bağlı icra edilmesi gerekmektedir. Süleyman Mabedi ile beraber mabedler tam anlamıyla merkezîleşmiştir. Yahudi tarihinde kabul edilen ilk mabed çadır olarak bilinir. İbadetlerini ve istek/dualarını yaptıkları yerdir. Ahit sandığı burada olduğundan kutsal kabul edilir. Daha sonra sürgün edildikleri yerlerde sinagoglar vasıtasıyla ibadetlerini gerçekleştirmişlerdir.
Yahudilikte kurban, kanlı ve kansız  kurban olarak iki çeşittir. Yapıldığı zamana göre de günlük, haftalık ve  aylık taksimleri vardır. Süleyman Mabedi’nde yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Ayrıca Hz. İbrahim (as) kıssasına binaen kurban ibadetinin sadece Süleyman Mabedi’nde yapılacağı düşüncesindedirler. Burası yıkıldığında dahi yıkıntılar üzerinde kurban ibadeti yapmışlardır. Daha sonra mabed olmadığından askıya alınmış ve kurban ibadeti duaya dönüştürülmüştür. Kurban ibadetinin sadece bir mabette  yapılması gerektiği düşüncesinden dolayı yeni mabed olursa ancak kurban ibadetinin yerine getirileceği düşüncesindedirler.
Süleyman Mabedi ile birlikte din merkezli bir ekonomik düzen, mabed ekseninde şekillenmiştir. Yahudiliğe göre, her bir Yahudi gelirinin belli bir bölümünü mabede bağışlamak zorundadır. Bu anlamıyla mabed, Yahudilerin yardımıyla büyüyen bütçesini yine ihtiyaç sahibi olanlara harcayarak toplumun merkezine yer almıştır. Yahudilikte “tsedaka” terimi yardımlaşma anlamına gelmektedir. Tsedaka, fakirlere veya isyankârlıkları nedeniyle toplumdan dışlanma ihtimali olan herkese uygulanmaktadır. Mabedin olmadığı zamanlarda kurbanın yerini sinagoglar merkezinde tsedeka almıştır. Mabedin olduğu dönemde ise bunu mabet görevlileri takip ediyor ve toplanıp-dağıtılması işlerini yapıyordu. Bu bağış, Tanrı’nın hakkı olarak kabul edilirdi.
Diğer bir ibadet olan  hac, Yahudilikte hac, yıllık olarak icra edilir. Araştırmacılara göre Yahudilerin hac ibadeti Hz. İbrahim’e kadar dayanmaktadır. Çünkü Tanrı, Hz.İbrahim’e farklı yer ve zamanlarda göründüğü yerlere sunak yapmasını belirtmiştir. Hz. İshak’ın (as) ve Hz. Yakup’un (as) göründüğü yerde ve zamanda Hz. İbrahim’in yaptığı şekliyle sunuda bulunup ibadet ettiklerine yer verilmektedir. Mabedle birlikte hac zamanı ve mekânı sabit olarak belirlenmiştir. Yahudiler mabed döneminde yılda üç kere Pesah, Sukkat, Şavout bayramlarında hac için mabede gelmektedirler. Mabedin yıkılışıyla, mabetten kalan son yapı olarak addetikleri “ağlama duvarı” olarak adlandırdıkları  Burak Duvarı’nda zamana bağlı olmaksızın ve kanlı kurban sunusu yapmaksızın hac ibadetini ifa etmektedirler. Mabedlerle yakın ilişki içindedirler.
Öte yandan Kurban ibadetinin yerine getirilebilmesi için Süleyman Mabedi’nin yeniden inşaası gereklidir. Bu nedenle Kral Davud döneminde sahip olunan kutsal topraklara sahip olunması gerektiği kabul edilmektedir. Bu kabul neticesinde Yahudilikte Mesih beklentisi ve Siyonizm gibi yeni anlayışlar vardır.
Sonuç olarak yıkılan mabedin yeniden işaası için kutsal kabul ettikleri toprakları, zulüm ve soykırım yaparak Kudüs’ü işgal ettiklerini görmekteyiz. Yahudiler bu  mabed merkezli din anlaşlarından dolayı Müslümanlar ve Hristiyanlara geçmişte olduğu gibi bugün de zumlektedir. Özellikle de İslâm dini için önemli kabul edilen, Müslümanların üçüncü haremi Mescid-i Aksa’yı işgal etmeleri, onurunu çiğnemeleri, yıkıp yerine hayalini kurdukları mabedi inşaa etmeleri, doğal olarak Müslümanların kabul edeceği bir şey değildir. Bu haksız işgal karşısında haklı ve doğal tepkilerini gösteren Filistinlilere karşı İsrail, hem Mescid-i Aksa’da hem çevresindeki hem de tüm Filistin şehirlerindeki Müslümanlara eziyet ederek, yasak koyarak, Nekbeler’e maruz bırakarak ve işkence ve zulümle katlederek kendi emelini gerçekleştirmeyi düşünmektedir. Müslümanlar da yapılan bu soykırıma işgale karşı canlarını, mallarını, kanlarını feda etmiştir ve hiçbir zaman bu davalarından geri dönmemişlerdir.
Rabbimiz bizlere de nesillerimize de  bu bâtıl anlayışın karşında dimdik duracak basiret versin.   Mescid-i Aksâ’yı hür bir İslâm mescidi olarak savunan neferlerinden kılsın!

Zehra Gagir

Yorum bırakın