Esbat Kapısı Direnişi

Filistin, zalime karşı dik durmanın ve her koşulda direnmenin emsalsiz örneğidir. Bu emsalsiz direnişlerden biri de 2017’de gerçekleşen Esbat Kapısı direnişidir. Aslanlı Kapı olarak da bildiğimiz Bab Al Asbat (Esbat Kapısı) Kudüs’te bulunan şehri çevreleyen surların 7 kapısından biridir. Bunlardan altısı Kanûnî döneminde yeniden inşa edilmiş olup Kanûnî’nin yaptırdığına dair kitabeleri yer almaktadır. Günümüzde Müslümanlar, eski şehrin Şam, Sâhira ve Esbât kapılarını; Hristiyanlar Esbât, Cedîd ve El Halîl kapılarını; Yahudiler ise Meğâribe, Nebî Davud ve El Halîl kapılarını yoğun olarak kullanmaktadır. Turistler ise daha çok kapıların en ihtişamlısı olan Şam Kapısı ile şehre batı yönünden girişi sağlayan El Halîl Kapısı’nı tercih etmektedir. Müslümanların yoğun olarak kullandığı Şam ve Sâhira kapılarının girişinde polis kontrol noktaları vardır. Mescid-i Aksâ’nın tüm kapılarında ise işgalci polisi nöbet tutmakta, Müslümanların mübarek Mescid’e giriş çıkışlarını zorlaştırmaktadır. Kapıların içinde de İslâm Vakfı’na bağlı Aksâ’nın güvenlik görevlileri beklemektedir. Bab al-Asbat (Aslanlı Kapı), Kudüs Eski Şehri’nin doğu surlarında yer alan önemli bir giriş kapısıdır. Arapça adı “Bab al-Asbat” olup “Kabileler Kapısı” anlamına gelir. Kapının üzerinde yer alan iki aslan kabartmasından dolayı “Aslanlı Kapı”olarak da anılır. Bab Al-Asbat kapısı Mescid-i Aksa’nın doğu tarafında yer alır. Kapı, Mescid-i Aksa’ya ve Harem-i Şerif’e en yakın girişlerden biridir. Osmanlı döneminde yenilenmiştir. 1967 Altı Gün Savaşı sırasında İsrail askerlerinin Eski Şehir’e giriş yaptığı kapıdır. Hıristiyanlar için bu kapı, Via Dolorosa’nın başlangıcıdır; İsa’nın çarmıha götürülmek için geçtiği güzergah buradan başlar. Müslümanlar için Harem-i Şerif’e kolay erişim sağlaması nedeniyle önemlidir. Bab al-Asbat hem mimari özellikleri hem de tarihsel olaylardaki yeriyle Kudüs’ün en dikkat çekici kapılarından biridir. İsrail güçleri, protestoculara karşı sert müdahalelerde bulundu ve olaylarda çok sayıda şehid verildi. Filistinliler, bu uygulamanın Aksa’nın statüsünü değiştirme girişimi olduğunu ve kutsal mekan üzerindeki kontrolün İsrail’e geçmesine yol açabileceğini düşünmüş ve Filistin halkı bir direniş gösterdiler. Filistinliler, metal dedektörlerden geçmeyi reddederek topluca namazlarını Bab al Asbat çevresinde kıldılar. Bu durum günlerce sürdü ve büyük çaplı bir direniş eylemine dönüştü. Kudüs, Batı Şeria ve diğer Filistin bölgelerinde geniş çaplı protestolar düzenlendi. Temmuz 2017’de Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan bir saldırı sonrası işgalci İsrail, Bab al-Asbat (Aslanlı Kapı) dahil olmak üzere Mescid-i Aksa’ya girişlerde metal dedektörler yerleştirdi. Filistinlilerin kararlı direnişi sonucu işgalci İsrail, metal dedektörleri kaldırmak zorunda kaldı. Bu zafer Filistin halkı için önemli bir kazanç, direnişe dair büyük bir moral oldu ve uluslararası alanda dikkat çekti. Bab al-Asbat direnişi, Filistinlilerin kutsal mekanlarına sahip çıkma ve dini özgürlüklerini koruma iradesini ortaya koydu. Aynı zamanda Kudüs’teki statükonun korunması için verilen mücadelede tarihi bir örnek olarak kayıtlara geçti. Bu olay, Mescid-i Aksa çevresindeki gerilimin önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti.

Bab al-Asbat direnişi (2017); Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın dini, siyasi ve kültürel statüsünü koruma mücadelesinde büyük bir sembolik öneme sahiptir. Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın tarihi statükosu, İsrail ve Filistin arasındaki çatışmada hassas bir konudur. Direniş, Mescid-i Aksa’nın yalnızca Müslümanlara ait kutsal bir mekan olarak kalması gerektiği mesajını güçlü bir şekilde vurguladı. Aslında burda görüyoruz ki toplumsal dayanışmanın gücü göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Filistinliler, siyasi görüş farklılıklarını bir kenara bırakarak tek bir amaç etrafında birleştiler. Bab al-Asbat çevresinde topluca kılınan namazlar, sivil direnişin sembolü hâline geldi. Bu dayanışma, halkın direniş yoluyla hedeflerine ulaşabileceğini de gösterdi. Direniş, Kudüs’teki statü değişikliği girişimlerine karşı Filistinlilerin haklı taleplerini dünya gündemine taşıdı. İşgalci hükümet, Filistinlilerin kararlı direnişi karşısında metal dedektörleri kaldırmak zorunda kaldı. Bu, Filistinliler için büyük bir moral zaferi oldu ve kutsal mekanların korunması konusunda gelecekteki mücadelelere ilham verdi. Sonuç olarak Bab al-Asbat direnişi, Kudüs’ün dini ve siyasi statüsünün korunmasında önemli bir dönüm noktası oldu. Müslümanlar olarak bu güçlü direniş eylemlerini bilmek ve geleceğe bu eylemlerin nûru ve heyecanıyla bakmak Mescid -i Aksâ davasındaki en büyük görevlerimizdendir. Yine bu şanlı direnişten hareketle Müslümanlar olarak bizler ciddi ve derin bir muhasebeyle hareket edip direnişe her koldan, her yoldan destek vermeli; hepimiz kendi cephemizde savaşmalıyız.

Zeynep İzgi

Yorum bırakın