Tarih boyunca Yahudilerin sürekli olarak akın etmek istediği mümkünse yerleştikleri ama çoğunlukla bölgeye girmekten men edildikleri coğrafyadır Filistin. Çünkü başından beri orayla ilgili siyasi, dini ve milli hedefleri olduğu tarihi bir gerçekliktir. Filistin topraklarındaki halk 400 yıl boyunca Osmanlı hakimiyeti altında barış ve huzur içinde yaşardı. Osmanlı’nın zayıflaması ve Filistin topraklarının İngiliz mandasına geçmesiyle Filistin‘deki huzur ve güven yerini savaşa ve zulme bıraktı. İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte Filistinlilerin toprakları gasp edildi. Siyonistler işgali meşrulaştırmak için propaganda yaparak işgali NORMALLEŞTİRMEYE çalışmaktadır. Doğru bilinen yanlışlar bu konu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmayan kişilerin işgali haklı çıkarmalarına neden olmaktadır. Bu yazımızda bazı doğru bilinen yanlışları elimizden geldiğince açıklığa kavuşturmaya çalıştık.
Filistinliler Toprak Sattı Mı?
Filistinlilerin Osmanlı’ya ihanet ettikleri ve kendi elleriyle topraklarını sattığı iddiası Siyonist işgalcilerin yıllardır kullandıkları propaganda malzemesidir. İsrail ve Filistin çatışmaları çıktığından beri bu propaganda sosyal medyada kullanılıyor.
Siyonist lobiler Amerika’da ve Avrupa’da “Filistin boş bir arazi ve çölden ibaretti, biz ihya ettik bu yüzden orası bize aittir.” diyerek propaganda yapıyorlar. İslam alemine yönelik ise “Filistinliler topraklarını kendileri sattılar, bizde büyük paralar verip sattın aldık.” diye propaganda yapıyorlar. İşgali saklamak için bu noktaya çekmeye çalışarak İslam dünyası içinde de Filistinlileri yalnızlaştırmak istiyorlar.
Bugün yaşanan olaylar iddiaları yalanlıyor. Filistin toprakları içerisinde dört milyon, dışında ise altı milyon olmak üzere toplam 10 milyon civarında Filistinli yaşamaktadır. Filistin topraklarının dışında olanların tamamına yakını, içindekilerin de yaklaşık yarısı mülteci durumda yaşamaktadır. Tehcire tabi tutulmuş ve göç etmek zorunda bırakılmışlardır. Filistin topraklarının yüzölçümü 28.220 km2’dir. Nakab Çölü bu toprakların bir kısmını oluşturur. Burası bu sebeple ihya edilememiştir. Toprakların küçük bir kısmı tarım için kullanılıyor. İsrail bir kısmını Filistinli tutsaklar için kurduğu bazı zindanlar için arsa olarak kullanıyor, göçe zorlanan Filistinlilerin yerine 5 milyon Yahudi yerleştirilmiştir. Boş arazi propagandası, gerçeği yansıtmamaktadır.
Diğer bir propaganda Filistinlilerin toprak sattığı iddiasıdır. Büyük paralar ödediklerini iddia ediyorlar. Peki, sattıkları araziler karşısında büyük paralar alan Filistinlilerin gittikleri ülkelerde rahat bir hayata kavuşmaları gerekmez miydi? Halbuki Filistinliler mülteci kamplarında sefalet ve yokluk içinde yaşamaya çalışmaktadır. Bir Filistinli toprağını satıp sefalet içinde yaşamayı tercih eder mi? Bu durum aslında zorla tehcire zorlandıklarını göstermektedir.
Filistin dışına toplu göçler 1948 savaşında başladı. Ondan önce toplu göçler olmamıştır. Filistin dışına çıkan Filistinliler topraklarını satarak değil, savaş ve şiddetten dolayı göç etmek zorunda kaldılar. Siyonistler bu tarihten sonra gasp yoluyla arazilere el koydular.
İşgal devleti, göçe zorlanan Filistinlilerin yerine yerleşimci Yahudileri yerleştirmek için ‘terk edilmiş topraklarla ilgili kanun’ başlığı altında maddeler çıkardı. Milyonlarca dönüm araziye Siyonist Yahudileri yerleştirdi. Sizce bu noktada bir çelişki ortaya çıkmıyor mu? Filistinliler kendi topraklarını sattılar; o zaman bu topraklar neden ‘terk edilmiş araziler’ hükmüne girdi. Milyonlarca dönüm arazinin ‘terk edilmiş’ olması satılarak değil, gasp edilerek göçe zorlandıklarını ortaya çıkarmaktadır.
İsrail bugün mülteci durumundaki Filistinlilerin geri dönmelerini istememektedir. ‘Yol haritası’ planını kabul etmek için vatana geri dönüşlerinin reddini şart koşmuştur. Eğer Filistinliler topraklarını satmış olsalardı, ellerinde satış belgeleri ve tapuları olması gerekirdi. Ama gerçek şu ki göçe zorlanan Filistinlilerin arazilerini ‘terk edilmiş arazilerle ilgili kanun’ ile gasp ettikleri için Filistinliler topraklarına geri dönerse gerçekler ortaya çıkacaktır.
Filistin topraklarında Yahudilerin mülk sahibi olmasının hangi tarihlere dayandığına bir göz atalım. Filistin toprakları 28 milyon dönümdür. İsrail devletinin kuruluş tarihi olan 1948 yılında Yahudilerin sahip oldukları arazi 2 milyon dönümdür. Bu sayı Filistin topraklarının %7’sine denkti.
Filistin’in tamamı miri araziydi. Yani devlet arazisiydi.
1858’de çıkarılan yeni arazi nizamnamesi ile birlikte özel toprak sahipliğine de müsaade edilecek ve bu süreçte yabancılar Osmanlı’nın farklı yerlerinden toprak satın almaya başlayacaklardır.
Örgütlü bir proje şeklinde 1897 yılında meşhur 1. Siyonist kongre toplanınca zaten Abdülhamit Han doğrudan yasaklamıştır.
Toprak satışı
Mülk devri
Arazi satışı
Gayrimenkul alım – satımı
tamamıyla iptal ediliyor.
Osmanlının son döneminde bölgeye bir Yahudi göçünün başlangıcı vardı. Ancak İttihatçılar gelir gelmez bütün toprak alışverişlerini serbest bırakmışlardır. Asıl toprak satışları ya da toprağa hücumu genel anlamda 1920’den itibaren manda döneminde başlıyor. 300 bin dönüm araziye, İngilizlerin uyguladıkları ağır vergiler yüzdünden Filistinli halk ödeyemediği için, el konulmuş ve işgalcilere bağışlanmıştır. 650 bin dönüm arazi ise çizilen sınırlardan dolayı toprağına ulaşamayan Lübnan ve Suriye toprak ağaları tarafından satılmıştır. Buraya kadar Filistinlilerin bir dahli yoktur. 250 dönüm araziyi de Filistinliler satmıştır. Yani bu sayı toprakların binde 9’una tekabül ediyordu. Topraklarını satanlar halktan çok şiddetli tepkiler almış ve Filistin’i terk etmek zorunda kalmışlardır. Filistin halkının %99’u işgalcilere toprak satmama konusunda kararlığını sürdürmüştür. Burada hüküm verirken sizce %99,1’in tavrına göre mi yoksa %0,9’un tavrına göre mi hüküm verilir?
Şu unutulmamalı ki Filistinliler kararlı davranmayanları içlerinde barındırmamışlardır. Her halk içinden uymayanları çıkartır. Bunu bütün Filistinlilere mâl etmek bir haksızlıktır. Yahudilerin cazibeli tekliflerine rağmen 30 yıl içinde toprak satanlar binde 9’da kalmıştır. Bu Filistinlilerin kararlığını ve dayanışmasını göstermeye yeterli değil midir?
Siyonistlerin söz konusu iddiaları ortaya atmalarının nedeni Müslüman halkların Filistin davasına ilgilerini azaltmak Filistinlilerin mağduriyet içinde kalmalarına sebep olmaktadır. Siyonistler amaçlarına ulaştı. Türkiye’de ve İslam dünyasında amaçları büyük ölçüde gerçekleşti.
Filistinliler Osmanlı’ya ihanet etti mi?
Filistin halkına yapılan haksızlıklardan ve atılan en büyük iftiralardan biri de ihanet iddiasıdır. Burada Araplar üzerinden bir genelleme yapılıp suçsuz olan Filistinliler de buna dahil edilmektedir. Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizlerle işbirliği yapıp ayaklanması ve ihanet etmesi, isyan eden birkaç kabilenin yaptıkları bunların hepsi birlikte Filistinlilere yükleniyor. Ama tarihi kaynaklar incelendiğinde bununla hiçbir ilgisi olmadığı açıktır. En büyük ihaneti Şerif Hüseyin ve oğulları yapmıştır. Tabi ki burada Siyonistlerin yürüttükleri manipülasyonlarda ortada. 400 yıl huzur içinde yaşamış bir halk neden bu huzuru bozup isyan eder ki?
Filistin Mücadelesi Bir Terör Müdür?
‘Terör ve terörist’ kavramları şuan çok kullanılıyor. Dünyaya hükmetmek isteyen ABD ‘Terörü Destekleyen Ülkeler Listesi’ hazırlayıp bunu o ülkelere karşı bir politika olarak kullanıyor. Günümüzde ‘terör kavramı sömürgeciliğin baskı aracı, saldırganlığın gerekçesi olarak kullanılıyor. Zulüm ve gasp üzerine kurulmuş olan devletler haksızlığa ve zulme karşı direnerek hak mücadelesine girenleri teröristlikle suçluyor. Bizlerin Müslüman olarak zalimin karşısında, mazlumun yanında yer almamız gerekmez mi?
Allah Bakara suresinde şöyle buyuruyor: ‘Haram ay. Haram aya karşılıktır. Hürmetler de karşılıklıdır. Size kim saldırıda bulunursa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın. Allah’a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. (Bakara 194)
Filistin’de Müslümanlara karşı her türlü saldırıyı yapan, bebekleri öldüren, zulümde hiçbir ölçü tanımayan, vahşice saldırı düzenleyen terörist israil’e karşı verilen mücadeleleri terör olarak nitelemek bu ayete muhaliftir.
İsrail, emperyalist ABD’nin desteğini alıp savaşı sürdürmeye devam ediyor. Buna karşı Müslüman devletlerin de Filistin’in varlık mücadelesine destek vermesi gerekmez mi?.
Bugün Filistin toprakları işgal altında. israil İslam toprağına saldırmış, bu toprakları işgal etmiş, Müslümanların kutsallarını ayaklar altına almıştır. Filistin topraklarını gasp eden israil’in Filistin topraklarındaki hakimiyetinin meşrulaştırılması caiz olmaz.
Filistin topraklarını işgalden kurtarmak için cihadın farz olduğu hakkında şu ana kadar birçok fetva yayınlanmıştır.
İslam alimlerinden 63 kişinin imzasını taşıyan bir fetvada şöyle deniyor: ‘Yüce Allah’ın bizden almış olduğu ahit ve misak üzere bildiririz ki Filistin’in kurtuluşu için tek yol cihaddır. Hiçbir durumda Filistin’in bir karışında bile Yahudilerin hakimiyetlerinin meşrulaştırılması caiz olmaz.
Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine terör demek Siyonistlerin zulüm ve işkencelerini onaylamak demektir. Asıl Siyonistlerin yıllardır Filistinlilere uyguladıkları işkenceler, haksız tutuklamalar, Gazze’ye uyguladığı ambargo ve şuan devam eden katliamlar israil’in meşru olmayan bir terör devleti olduğunun kanıtıdır.
Zorla yurtlarından çıkarılan, meşru hakları ellerinden alınan Filistinlilerin vatanlarını kurtarmak için verdiği mücadele terör değil meşru müdafadır. Siyonistlerin dünya medyasında Filistin’deki mücadeleyi terör olarak nitelendirmesinden güç alan teröris İsrail baskı ve zulmünü artırıyor. Şu anda dünya, Siyonistlerin yalanlarını görüyor, gerçekler her zaman olduğu gibi ortaya çıkıyor.
FİLİSTİN DEVLETİ VAR MIDIR?
El- Fetih ya da tam adıyla Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi, Yaser Arafat’ın kurduğu Filistin kökenli direniş örgütü ve Filistin Ulusal Yönetimdeki iktidar partisidir. 1964 yılında Kahire’de düzenlenen Arap Birliği toplantısında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) kurulduğu ilan edilmiş, 1969 yılında örgütün başına Yaser Arafat gelmiştir. 1974 yılında BM’de ve Arap Birliği’nde Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak kabul edilen FKÖ, 1988’de sürgünde Filistin Devleti’nin bağımsızlığını ilan etmiştir. Yaser Arafat’ın 2004 yılında hayatını kaybetmesinden sonra hareketin başına Mahmud Abbas geçmiş, 2006 yılındaki seçimlerde El-Fetih Hamas karşısında seçimi ve parlamento çoğunluğunu kaybetmiş, 2007 yılında da Gazze Şeridi’nin kontrolü Hamas’a geçmiştir. İki aktör arasında bu tarihte başlayan siyasî gerilim 2014 yılında varılan mutabakata kadar devam etmiş, 2014 yılında Rami Hamdallah liderliğinde Birlik Hükümeti kurulmuştur. Birlik Hükümeti bir yıl görev yaptıktan sonra dağılmış, kısa süre sonra ufak değişikliklerle başka bir hükümet kurulmuştur. Filistin’de devlet başkanlığı görevini 2005 yılından bu yana Mahmud Abbas sürdürmektedir. 2007’den itibaren Hamas Gazze’yi, El Fetih ise Batı Şeria’nın İsrail işgali altında bulunmayan bölgelerini kontrol etmeye başlamıştır.
Bağımsızlık Tarihi :15 Kasım 1988 (BM’de Üye Olmayan Gözlemci Devlet Statüsü: 29 Kasım 2012)
İdari Birim: Filistin 16 idari bölgeden oluşmaktadır.
Başkent: Doğu Kudüs
Yüzölçümü: 6.020 km² (Batı Şeria: 5.655 km2, Gazze Şeridi: 365 km2)
Nüfusu: 4.78 Milyon (Batı Şeria: 2.88 Milyon, Gazze Şeridi: 1.9 Milyon
Mülteci Nüfus:6.6. milyon (İşgal altındaki İsrail’de 1.5 milyon, Arap ülkelerinde 4.5 milyon, diğer ülkelerde 600 bin)
Coğrafi Konumu: Batı Şeria bölgesinin doğusunda Ürdün, batısında İsrail, kuzeyinde Lübnan bulunur. İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi’nin güneyinde Mısır, batısında Akdeniz, kuzey ve doğusunda İsrail yer alır.
“1967 sınırları” olarak adlandırılan toprakları oluşturan Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi, 50 yıldır İsrail işgali altında tutuluyor.
Filistin’de kurulan özerk yönetim tam olarak Filistin halkını temsil etmemektedir. Batı Şeria da İsrail’in haksız tutuklamaları devam etmektedir. Hiçbir gerekçe göstermeden çocuk, genç kadın erkek ayrımı yapılmadan Filistinliler tutuklanıyor, yıllarca hapishanelerde işkenceler ve zulme maruz kalmaktadır. Mahmud Abbas yönetimi bu uygulamalar karşısında sessiz ve tepkisiz kalmaktadır. Yönetim İsrail’e karşı verilen mücadeleleri engellemeye çalışmaktadır. Mahmud Abbas yönetimi Filistinlilerin hakkını savunmayan İsrail’in işgaline hizmet eden bir kukla yönetimidir.
FİLİSTİNLİLER MİSİLLEME YAPARKEN SİVİL ÖLDÜRÜYOR MU?
Filistin’deki cihada yönetilen tenkitlerden biri de eylemlerde sivillerin öldürdüğü iddiasını teşkil ediyor. İşgal devletinin ‘siviller’ olarak nitelendirdiği yerleşimciler de Filistinlilerin gasp edilmiş topraklarına haksız yere yerleştirilmişlerdir. İşgalciler Filistinlilere yönelik yapılan saldırıların, işkencelerin, eziyetlerin fiilen içindedir. Bugün Filistin topraklarına yerleşmiş olan Yahudiler savaşçı ve gasp edici durumdadırlar. İşgalciler, Yahudi hükümetinin saldırı ve terör eylemi çağrılarına kulak asan, gerek ordudaki gerekse gerilla savaşındaki konumlarını iyi bilen savaşçı askerlerdir.
Filistin topraklarındaki yerleşimciler Filistin halkına karşı savaşmış, kadın, erkek, çocuk demeden suçsuz insanların kanlarını akıtmıştı ve bu savaşa mallarıyla veya görüşleriyle yardımcı olmuşlardır.
Filistin toraklarındaki işgalciler Siyonist işgalcilerle birlik halinde Filistinli Müslümanları ve gayri Müslimleri yurtlarından çıkardıktan sonra oraları gasp etmiştir.
İşgalcilerin tamamına yakını silahlıdır. Ayrıca işgalciler belli bir yaşa kadar ‘yedek asker’ kabul edilmekte ve ihtiyaç duyulduğunda, saldırılar için istihdam edilmektedir. Cenin katliamının silahlı güçlerinin büyük çoğunluğunu yerleşimciler oluşturuyordu. Başta el-Halil katliamı olmak üzere birçok katliam ve cinayet ‘siviller’ olarak ifade edilen yerleşimciler gerçekleştirilmiştir. Asker-sivil işbirliği ile pek çok baskın yapılmıştır. Kudüs’te yaşayan Filistinlilerin tahliyesi ve yapılan ev baskınlarında ve gasplarda işgalci yerleşimciler kullanılıyor.
Filistinlilerin eylemlerinin amacı da insan öldürmek değil , bu topraklara göçün önünü kesmek , daha önce göç etmiş olanları ise çıkmaya zorlamaktır. Burada bir hak mücadelesi söz konusudur. Haksız olduklarını görüp veya kendilerinin orada güven içinde yaşayamayacaklarını düşünüp de Filistin’i terk edenler için herhangi bir risk yoktur. Ama orada kalanalar işgalin devam etmesine yardımcı olanlar, suça ortağı olmaya devam ediyorlar.
Filistin İslami Direniş Hareketi(HAMAS) birçok kez, karşılıklı olarak sivillere saldırmama teklifinde bulunduğu halde işgal devleti kabul etmedi, masum sivilleri öldürmeye devam etti.
İşgal devleti israil Filistinli sivilleri hedef alan saldırılarını sürdürmeye ve toplu katliamlar gerçekleştirmeye devam ediyor.
