Şehit Abdülaziz Rantisi

Kimdir hayatını bu dine adayan? Kimdir bu şahsiyet? Hangi amelleri işledi ki Filistin gibi izzetli bir beldenin adını alarak tarihe adını Filistin Aslanı olarak yazdırdı.
İsmi (inşallah) Şehit Abdulaziz Rantisi. Filistin Aslanı lakaplı, Hamas’ın kurucularından olan şehit lider Abdulaziz Rantisi, 23 Ekim 1947 tarihinde Filistin’in işgal edilmiş bir bölgesi olan Yafa ile Uşdud arasındaki Yebna köyünde dünyaya geldi. 1948 yılındaki savaşın ardından, kendisi 6 aylıkken ailesiyle birlikte yurtlarından çıkmak zorunda kaldı. Ardından Gazze’ye sığındı ve ailesiyle birlikte Han Yunus mülteci kampına yerleşti.
Abdulaziz Rantisi, henüz bebeklik çağındayken ailesiyle beraber hicreti yaşamış, zengin ve varlıklı olan ailesiyle çileli ve yoksulluk içerisinde bir hayat sürdürmek zorunda kalmıştır. Rantisi, 11 fertten oluşan ailesinin geçimine katkıda bulunmak amacıyla altı yaşından itibaren okulundan arta kalan zamanlarında iş bulup çalışmaya başladı. İlk ve orta öğrenimini Gazze’deki Birleşmiş Milletler Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı’na bağlı bölge okullarında tamamladı. Rantisi, 1965 yılında liseden mezun oldu. Lisenin ardından 1972 yılında Mısır’da İskenderiye Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden üstün başarıyla mezun oldu. Aynı okulda pediatri alanında yüksek lisans yaptı. Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde 1976 yılında doktor olarak çalışmaya başlayan Rantisi, 1978 yılında kurulan Gazze İslam Üniversitesi’nde tıp alanında ders vermeye başladı. Bu süreçte Arap Tabipleri Birliği ve Filistin Kızılay’ı gibi kuruluşlarda yer aldı. Mısır’daki üniversite yılları esnasında Müslüman Kardeşler cemaatiyle tanıştı ve Gazze’ye geri döndüğünde Filistin’deki Müslüman Kardeşler Cemaatinin lider kadrosu içinde yer aldı. İslami alanda da çalışmalar yapan ve Kuran hafızı olan Rantisi, bu yıllarda birçok şiir ve yazı kaleme aldı. Yazıları Arap gazete ve dergilerinde yayınlandı. Burada dikkatimizi çeken olay, savaşın içinde doğmasına, çok küçük yaşlarda beldesinden ayrılarak başka bir beldeye hicret etmesine rağmen olgun şahsiyeti ile hem ev geçimine katkıda bulunup hem de okul hayatını başarılı bir şekilde devam ettirmiş bir şahsiyet oluşudur. İşte önderlerimizi önder yapan bu çabalarıydı, bu çalışmalarıydı. Tarihe de isimlerini böyle yazdırdılar.

Şimdi Hamas’ın nasıl kurulduğundan, amaçlarının ve çalışmalarının ne olduğundan ve bu yolda çektikleri sıkıntılardan bahsetmek istiyorum.
Filistin Aslanı, 1987’de HAMAS’ı kuran yedi kişilik gruptan biridir. Ancak HAMAS’ın bir anda ortaya çıkmadığını, öncesinde Filistin Müslüman Kardeşler cemaatinin işgale karşı fiili direniş amacıyla kurulan bir örgütlenmesi olduğunu hatırlatalım. Rantisi de HAMAS’ın şekillenmesinden önce Gazze’de Müslüman Kardeşler cemaatinin lider kadrosu içerisinde yer alıyordu. Gazze’de Müslüman Kardeşler cemaatinin HAMAS adıyla bir örgütlenmeye gitmesinin amacı, işgal devletine karşı fiili mücadelenin halktan destek alan bir yapılanmaya gitmesini istemeleriydi. Nitekim 7 Aralık 1987’de bir siyonistin kamyonetiyle Filistinli işçilerini taşıyan araca arkadan kasıtlı olarak çarpması ve dört işçinin ölümüne, dokuz işçinin de yaralanmasına sebep olması halk ayaklanmasının fitilini ateşlemiş oldu. Aynı zamanda 1987 İntifadasının başlangıcını teşkil eden bu gelişmeden sonra halkı örgütleme faaliyetleri de Rantisi’nin öğretim görevlisi olarak çalıştığı Gazze İslâm Üniversitesi’nde başladı. Ayaklanmanın başlamasının akabinde HAMAS, 9 Aralık 1987 tarihinde resmi olarak kuruluşunu ilan etti. Ondan bir gün önce de Gazze İslâm Üniversitesi Öğrenci Meclisi halkla irtibatı sağlamak amacıyla bir toplantı düzenlenmişti. Bu mecliste bulunan öğrencilerin her biri, mücadelelerine HAMAS çatısı altında devam edeceklerdi. 10 Aralık 1987 tarihinde HAMAS, ilk bildirisini yayınladı. Bu bildiri, işgale karşı Filistin halkının en kapsamlı cihadını başlattığını ilan ediyordu. 1987 İntifadasının başlamasından 37 gün sonra yani 15 Ocak 1988 tarihinde gece yarısından sonra kalabalık bir işgalci askeri birliği, Filistin Aslanı’nın evini kuşatmaya aldı ve işgal askerleri Rantisi’yi tutukladı. Böylece onun için hapis dönemi başlamış oldu. Aynı zamanda o HAMAS’ın resmen kuruluşunun ilan edilmesinden sonra lider kadrosundan tutuklanan ilk kişi oluyordu. Bir ay zindanda tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Ama çok geçmeden 4 Mart 1988 tarihinde tekrar tutuklandı. Bu ikinci tutuklanışında 2.5 yıl zindanda esir tutuldu. İşgal devleti onu mahkeme önüne çıkarıp hakkında herhangi bir hüküm vermeden davasını erteliyordu. Nihayetinde 4 Eylül 1990 tarihinde serbest bırakıldı ama aradan sadece 100 gün geçtikten sonra tekrar tutuklandı ve bir yıl idari davadan zindanda tutuldu. (İdari dava olağanüstü hal uygulaması gibi bir yargılama sistemidir.)

Zindan döneminin ardından 17 Aralık 1992 tarihinde, Rantisi’yi bir de sürgün dönemi karşıladı. Güney Lübnan’ın Mercu’z-Zuhr bölgesine 415 arkadaşıyla birlikte sürgün edildi. Bir yıla yakın devam eden bu sürgünde sürgün edilenlerin sözcülük görevini Rantisi üstlendi. İntifadanın ilk yıllarında sürgünler genellikle tek tek veya birkaç kişilik gruplar halinde yapılıyordu. Fakat 1992’nin sonunda, daha sonra sözde “barış kahramanı” ilan edilen İzak Rabin’in başbakanlığı döneminde 415 Filistinli, gecenin geç saatlerinde evlerinden alınarak toplu halde ve elleri, gözleri bağlı şekilde zorla sürgün edildi. İsrail hükümetinin, çoğunlukla tahsilli kesimden ve birçoğu üniversite hocasından oluşan bu 415 kişiyi sürgün etmesindeki amaç, onları dünyanın değişik ülkelerine dağılmalarını sağlamaktı. Böylece İntifada bu insanların tasfiyesiyle önemli bir güç kaybı yaşayacaktı. İsrail’in zor durumda kalmamasını isteyen bazı ülkeler de sözde iyilik yapıyormuş gibi Güney Lübnan’a sürgün edilen bu dava sahibi erleri ülkelerine kabul edebileceklerini açıkladılar. Ancak o insanlar kendi vatanlarına dönmekten başka hiçbir öneriyi kabul etmeyeceklerini bildirdiler ve kışın soğuğuna yazın sıcağına dayanarak vatanlarına dönebilmek için direndiler. Tam bir yıl süren direnişin ardından 17 Aralık 1993 tarihinde İsrail hükümeti, Filistin davası erlerine yurtlarına dönmeleri için izin vermek zorunda kaldı. Ancak dönüş gerçekleşir gerçekleşmez Abdulaziz Rantisi’yi tutukladı. Siyonist rejimin, haksız yere yurtlarından çıkarılan insanların sözcülüğünü yapmak dışında Rantisi’ye nispet edebileceği hiçbir suç yoktu. Bu yüzden onu tutukladıktan sonra uzun süre mahkeme önüne çıkarmadı ve duruşmasını oldukça basit gerekçeler ileri sürerek sürekli erteledi. Kendisini de Bi’ru’s-Sebi hapishanesinde tek kişilik bir hücrede elleri ve ayakları bağlı bir şekilde tuttu. Günde sadece bir saat zincirlere bağlı şekilde hücre dışına çıkmasına izin veriliyordu. İşgal yönetimi bununla da yetinmeyerek ailesinin kendisiyle görüşmesine engel oldu ve ailesine ziyarete gelmemeleri için sürekli baskı yaptı. Rantisi uzun bir aradan sonra mahkeme önüne çıkarıldı. Bu kez karar işkencesi başladı. Siyonist mahkeme onu tekrar tekrar mahkeme önüne çıkararak hakkında herhangi bir karar vermedi. Haksız yere mağdur edilen insanların sözcülüğünü yaptığı için zindana atılan Rantisi, 1997 ortalarına kadar yani dört yıla yakın bir süre yine zindanda tutuldu. Şeker hastası olduğu ve sık sık tıbbi kontrolden geçirilmesi gerektiği halde işgal yönetimi onu bu kadar süre zindanda her yönüyle işkenceye tabi tuttu. Siyonist rejimin onu zindanda tutması için hiçbir gerekçesi olmadığı halde uluslararası hukuk kuruluşları Rantisi’nin serbest bırakılması için ciddi bir girişimde bulunmadılar. Rantisi dışarıda bir yılını doldurmadan, 9 Nisan 1998 tarihinde, HAMAS’ın askeri kanadının liderlerinden Muhyiddin eş-Şerif’in şehid edilmesi olayında özerk yönetimin İsrail’le iş birliği yaptığını söylemesi sebebiyle bu sefer özerk yönetim tarafından zindanına atıldı. Burada da hücre işkencesine maruz kaldı. İki yıla yakın bir süre de özerk yönetim zindanında kaldıktan sonra 14 Şubat 2000 tarihinde serbest bırakıldı. Rantisi daha sonra da özerk yönetim tarafından birkaç kez tutuklanıp zindana atıldı. En son 2002’de Filistin halkını harekete geçirecek bir açıklama yapmaması şartıyla serbest bırakıldı. Ancak o özellikle “Yol Haritası” planının gündeme gelmesi üzerine bu plana karşı olduğunu ve işgal devletiyle masa üstünde bir anlaşmaya oturmayacağını bildirdi.

Rantisi böylesine mücadele dolu bir dönem içerisindeyken bir de 10 Haziran 2003 sabahı işgal devletinin uçaklarından atılan füzelerle, suikast girişimine maruz kaldı. Bazıları bu suikast girişiminin başarılı olamaması üzerine hemen kendilerine göre komplo teorileri üretmeye başladılar. Güya Rantisi, uzlaşmacıymış, İsrail onun öne çıkmasını istemiş ve böyle bir oyun çevirmişmiş! Oysa Rantisi zaten önde olan, HAMAS’ın Gazze’de resmi sözcülüğünü yapan, hareketin en önde gelen elemanlarından biriydi ve öne çıkarılmaya da ihtiyacı yoktu.

Burada şöyle bir konuya da değinmek istiyorum:
Dava adamının lügatında makam, mevki, mal, mülk, şan, şöhret gibi sebeplerden ötürü davayı ihmal etmek ol(a)maz. O bunların karşılığında davasını satmaz. “Allah’a verdiğiniz sözü, az bir bedel karşılığında satmayın” (Nahl 95) ayetini de aklından çıkarmaz. Davasının karşılığında dünya âlemini verseler, hepsini ‘az bir bedel’ olarak görür; satmaz! Ama canını, cennet karşılığında Rabbine tereddütsüz şekilde sunar. İşte bu adam, davasını asla satmaz. Ve bu adamı, Allah’ın dışında kimse satın alamaz.
İkinci olarak Rantisi, birçok baskıya, sürgüne maruz kalmasına, birçok kez zindana atılmasına rağmen işgalci siyonistler karşısında bir adım bile geri atmamıştır.
Üçüncü olarak söz konusu girişim, İsrail işgal devletinin başarısız kalan ilk suikast girişimi değildi. Ondan önce de yine aynı yolla, havadan nokta atışı yapmak suretiyle gerçekleştirdiği birçok suikast girişimi başarısız oldu. 10 Haziran 2003 tarihinde işgal güçleri, Rantisi’nin aracına doğru ABD’nin verdiği helikopter ve ABD’nin ikram ettiği füzelerden yedi adet fırlattı. İki Filistinli kardeşimiz olay yerinde ve Rantisi’nin bir koruma görevlisi de hastanede olmak üzere 3 mücahid inşallah şehid oldu. Ancak Rantisi ve oğlu dahil 25 kişi Allah’ın izniyle bu girişimden yaralı olarak kurtuldu. Görmekteyiz ki önderimiz birçok kez hapsedilmiş, zulüm görmüş, dışlanmış, yaralanmış ama asla ve asla bu yoldan bir kez bile dönmeyi düşünmemiş çünkü o Rabbi ile ticaret yapmıştı. Allah azze ve celle buyuruyor ki:
Mü’minlerden öyle Yiğitler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. (Ahzâb 23)
Tarihimize bu şahsiyetlerin isimleri altın harflerle yazılırken bu şahsiyetler bu yolun cefasını çekmişler şimdi de umuyoruz ki inşallah cennette sefasını sürüyorlardır.

Dava adamı hiçbir zaman, sadece kendisinin kurtuluşu için çalışmaz. O, bütün insanlığın kurtuluşu için ulvî bir görev ve ulvî bir hedefe sahip olduğunun farkındadır. Bu özellik onun en bariz özelliğidir. Bu noktada, “Fitne kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” ayeti ise, şiarıdır. Bütün dünyayı hedef olarak gösteren Rabbimiz, hedefin büyüklüğünü bildirerek, dava adamının dur durak bilmeyen bir enerjiye sahip olması gerektiğini öğütlemektedir. Evet, dava adamı da insandır ve yorulur; ama durmaz. Onun yorgunluğu onu durduracak nefsî bir yorgunluk değil, insanî bir yorgunluktur.

Burada Rantisi’nin hapishanede yaşadıkları bir kerameti, kendi dilinden aktarmak istiyorum: 
Nakip denilen bir çöl yerinde tutukluyduk. Yıl 1988’in yaz ayı. Sıcaklık pek şiddetliydi. Ramazan’ın son gecelerinden birinde sahur yemeği için kalktık. Bir de baktık ki sıcaklık dayanılacak gibi değil. Zor bir günün eşiğinde olduğumuzu anladık. Sabah namazını eda etmek için saf olduk. İslam Üniversitesi öğrencilerinden biri öne geçip bize namaz kıldırdı. Allah’u Teala bu kardeşimize Kur’an’ı güzel okuyan bir ses bağışlamıştı. İkinci rekâtın rukuûndan sonra imamımız ellerini açtı ve ağlayarak dua etti. Bizde arkasından âmin diyorduk. Duasında şöyle yakardı: ” Ey Rabbim, bize bulut gönder ve yağış yağdır. Bizleri rahmetinden umut kesenlerden kılma.” Duasında çokça yalvardı. Bizden biri daha sonrasında kendi kendisine şöyle dediğini aktardı: “Bu nakip sahrası gibi bir yerde bulut nereden gelecek?” Peşinden sabah oldu ve yer kızgın güneşle beraber tutuşmaya başladı. Çadırlara girsek tam bir hamam… Çıksak sanki cehennem bizi her yandan kuşatmış oluyordu. Güneşin biraz yükselmesinden kısa bir zaman sonra bir de baktık uzaktan bir bulut yavaş yavaş bize doğru geliyor. Ta ki gelip kampımızın bir bölümünü gölgeledi. Gözlerimize inanamadık. Sonra bir bulut daha ve peşinden gelen bulutlar bütün kampı kaplayıp gölgelediler. Biz yerden bulutların sınır çizer gibi gölgeledikleri mesafeyi gözlerimizle görüyorduk. O sınırın gerisinde ise yeri kavuran sıcaklık… Sonra yağmur damlaları düşmeye başladı. Yağmur damlalarıyla tutukluların gözyaşları birbirine karıştı. Herkes bunun Allah’ın bir ayeti olduğuna kanaat getirmişti. Hemen çadırlardan dışarı çıkıp duaya başladık. Ben dua ettim arkamdakiler “âmin” diyordu. Sonra sırasıyla bütün kardeşler dua ettiler. Hamd ve teşbihle Allah’ın sabah namazındaki duamızı kabul etmesinin sevincine boğulduk.
İşte onlar Allahın Veli kulları. Rablerinden isteseler Rableri onlara hemen icabet eder onları yardımsız bırakmaz.

Unutmayın Allah Rasulü bir hadisinde buyuruyor ki:
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-‘dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bineğinin terkisinde oturuyordum. «Ey çocuk! Sana birkaç kelime öğreteceğim. Sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah da seni korusun; sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah’ı yanında bulursun. İstediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Bil ki, bütün insanlar eğer sana bir şeyle fayda vermek üzere toplansa, sana ancak Allah’ın senin lehine yazdığı şey ile fayda verebilirler ve eğer sana bir şey ile zarar vermek üzere toplansa ancak Allah’ın senin aleyhine yazdığı şeyle sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırıldı ve sahifeler kurudu. (Tirmizi, Sünen)
Rabbim bizleri bu kullarından eylesin.
Amin

Şimdi Şeyhin şehadetinden bahsetmek istiyorum:
Hamas’ın kurucu lideri Şeyh Ahmed Yasin’in 22 Mart 2004 tarihinde İsrail tarafından şehit edilmesinin ardından Rantisi, Hamas’ın lideri oldu. Rantisi’nin Hamas liderliği oldukça kısa sürecekti. Rantisi 22 Mart 2004 tarihinde şunları söylemişti:
“Ölüme burun mu kıvıracağımızı sanıyorlar. Kanserle de olsa, kalp krizinden de olsa ya da bir apachi helikopterinin füzesi ile de olsa ölüm ölümdür. Nasıl gelirse gelsin hepimiz öleceğiz ve hepimiz o günü bekliyoruz. Kalp kriziyle gelmiş, apachi füzesiyle gelmiş hiçbir farkı yok. Ama ben Apachi ile gelecek olanı tercih ediyorum.”
Abdulaziz Rantisi’nin bu samimi sözleri 26 gün sonra karşılık buldu. 17 Nisan 2004 tarihinde İsrail hava güçlerinin Gazze’de Apache helikopterlerinden atılan füzelerle Rantisi özlemle beklediği şehadete kavuştu.
Abdulaziz Rantisi ve diğer önderlerimiz bizim kandillerimizdir. Hayatlarıyla ışık oldular, şehadetleriyle davalarına mühür vurdular. Rabbim, bizleri bu şuurla yaşayanlardan eylesin. Rabbim, bizim ayaklarımızı bu dava üzere sabit kılsın ve Onun Davası için çalışıp çabalayıp yolun sonunda ölümlerin ve yaşamın en güzeli olan Şehadeti bizlere nasip etsin.

Selam ve dua ile Allaha emanet olun…

Huzeyfe Sarıoğlu

Yorum bırakın