Ben Hanzala

Ben Hanzala. Topraklarımın buram buram zulüm koktuğu zamanlarda atıldım bu adaletsizliğin ortasına. Ve dolaştım cihat ufuklu sokaklarda. Huzura küstürülmüş ve doğduğu ilk gün şehitler listesine yazılmış özgür ruhlar gördüm. Özgür olan ve hiçbir karanlığın tutsaklaştıramadığı ruhlar… Sonra çocuklar gördüm. Bedeninden büyük benliği, bedeninden büyük aşkı olan çocuklar. 

O zaman şahit oldum Müslüman çocukların bu dünyada yeri olmadığına. O zaman şahit oldum özgürlük diye sokakları inleten insanların ikiyüzlülüğüne. Ve o zaman şahit oldum her doğanın insan olmadığına. Zulüm bir rüzgar gibi geçti içimden. Anladım ki yüreği kan ağlayan çocuklardan, yetim ve öksüz bırakılmış küçücük bedenlerden daha değerliymiş bir kedi, bir köpek. İnsanın insan olana ırkçılık yaptığı bir dünyada doğdum ben. Ya da şöyle mi demeli? İnsanın Müslüman olana ırkçılık yaptığı bir dünyada.

Ben Hanzala. Hiç büyümeyen ama herkesten büyük olan çocuk. Yalın ayaklarımla ve yamalı elbiselerimle çocukların sessiz çığlığı olmuşken, dünyanın sessizliğinde boğuldum. Zalimi tek başıma bedenimle devirirken, dünyanın içi boş kalabalığında kayboldum. Özgürlüğün bıçak gibi dilleri kestiği bir devirde döndüm sırtımı sizlere.

Dünya sessizdi. Kimi ümmetin suskunluğunu Allaha şikayet ederek göçtü, kimi de doğduğumda nikahlandığım ve son nefes diye tayin ettiğim buluşmaya gidiyorum diyerek ayrıldı aramızdan, kirlenmiş bu dünyadan.

Ben Hanzala. İşte bu zamanlarda tuttum yalnızlığa terk edilmiş çocukların ellerinden. Yeri geldi kol oldum umutları vurulmuş çocuklara, yeri geldi bacak. Yeri geldi anne oldum, yeri geldi baba. Ama en çok ne oldum biliyor musunuz? Özgür oldum. Direnişin ve yeniden dirilişin sembolü oldum. İnsanlığın, Filistin’de, Gazze’de yaşananlara karşı gösterdiği sessizliğe isyan oldum. En büyük ve en haklı reddediş oldum. Reddettim dinler üzerinden yapılan ırkçılığı. Reddettim çocukların ölmesini. Reddettim sessizliği ve zalimin zulmünü. Reddettim küfrün bataklığına batmayı ve söz verdim Rasul’ün vasiyeti olan bu şerefli topraklar için direnmeye!

Söz verdim ve dedim ki:

Ey şerefli belde! Burada doğduğum için şereflendiğim belde. Anlatacağım seni. Bıkmadan, usanmadan. Yeri gelecek boğazım kuruyacak; yeri gelecek kalemim kırılacak. Ama yazacağım. Kirli zihinleri seninle temizleyecek, cahilliğinde gömülmüş insanları seninle susturacağım. Zalimin boğazını ayetlerle sıkıp, mazlumun onurunu ayetlerle toplayacağım. İslam ile yücelen bu güzel beldeyi yine İslam ile yeşerteceğim.

Ey her gün yüreğini toprağa gömüp, o toprağı gözyaşlarıyla sulayan insan. Bırak kaybettiğin çocuğun olayım. Kudüs’ün Hanzala’sı oldum, senin de bayramın olayım. Ey eli kılıç tutmadan mücahit olan çocuk!   Selam söyle ümmetimizin göz bebeğine, onuruna, efendimize. Selam söyle bu beldeyi iman ile fetheden Ömer’e. Selam söyle Kudüs özgür olmadan kendine gülmeyi haram sayan Selahaddin Eyyubi’ye. Ve selam söyle yanında götürdüğün bütün mücahitlere.

Ben Hanzala. Dedim ya topraklarımın buram buram zulüm koktuğu zamanlarda atıldım bu adaletsizliğin ortasına. Sığındım sonra Allah’ın sonsuz adaletine. Beni aşkla çizen güzel insan şehit oldu. Sandılar ki kazandılar, sandılar ki bittik ama bilmiyorlar ki bir ölümüzle bin mücahit doğar. Bilmiyorlar ki ölüm ile özgürleşiriz ve kavuşuruz Sevgili’ye. Bilmiyorlar ki ölüm bizim için bir şereftir. Beni öldüremediler. Oysa ki canlı değildim sadece kağıtlar üzerinden zulmü anlatıyordum insanlığa.

Ben Hanzala. Bu topraklarda soludum islamı. Ve kanımıza işlemiş bu cesarete hiçbir korkağın ulaşamayacağını anladım. Anladım ki bütün dünya tutsakmış. Ve sadece bu topraklarda yazılırmış özgürlük destanı. Ve ben de bu topraklarda  yazdım özgürlüğün alfabesini.

Ben Hanzala!  Sadece rabbime güveniyorum. Biliyorum ki o tuzak kuranların en hayırlısıdır. Görendir, bilendir ve bu dünyanın tek sahibidir. Ve şuna yürekten inanıyorum ki Müslüman dirilmeden insanlık dirilmez. Bir çocuğun dünyaya küstürülmesiyse bütün insanlığın ayıbıdır.


Kevser YILDIRIM 

Yorum bırakın