Kurban Toprakları

İnsan sevdiğinden verdiğinde çoğalırdı. İnsan sevdiğini verdiğinde çoğalırdı. İnsan kıymetlisinden verdikçe çoğalırdı kıymet verdikleri.  Bahçıvan bahçenin has gülünü bülbüle kurban ettiğinde çoğalırdı güller.  İbrahim Aleyhisselam canını Rabbine kurban  ettiğinde ateş de odunlar da İbrahim Peygamber’e kurban olmuştu. Serinlik ve selamet yağmuru bulutlardan düşmemiş de  odunlardan yükselmişti İbrahim Aleyhisselam’ın çevresine. Sevgili için vazgeçilmeyecek hiçbir şey olmadığını kurban ederek öğretmişti bize bir büyük Peygamber. Kendi canından geçerek, imanı, inancı,  davası uğruna kendi canını ateşe atmayı öğretmişti. “Kurban etmenin” dersini vermişti de “kurban vermenin”  manasını gizli mi bırakmıştı sanki?
Elbette hayır. Gizde kalan, gizli kalan hiçbir şey yoktu kurban verilen İsmail Peygamber’in özünde, sözünde, duruşunda, davasında… İbrahim Peygamber canını kurban etmişti de sıra canana geldiğinde geri mi çekilmişti? Elbette hayır. Ölümü, hayatı, ibadetleri alemlerin Rabbi için olan İbrahim Peygamber cananı da kurban etmekten çekinmemişti. Şüphe ya da tereddüt kalbinin kıyılarından bile geçmemişti. Çünkü biliyordu ki Rabbinin emri her şeyden daha mühim, daha büyüktü. Biliyordu ki insan Rabbinden gelene teslim olduğunda  kurban olurdu. Rabbine kurban olan O’na yakın olurdu. İnsanın dar-ı dünyadaki tek amacı da Rabbine yakın olmaktı. İşte böyle bir imana sahip olmak kurban olmaktı zaten… Ölmek şart mıydı kurban olmak için? İnsan yaşarken de kurban olurdu. İbrahim Peygamber bize yaşarken kurban olmayı öğretmişti asıl. Canı, cananı Rabbinin emrine teslim etmeyi öğretmişti. Bu bir mektepti şüphesiz kurban topraklarına kurulan. Mektebin talebesiyse Müslümanlardı, yer yüzünde yaşayan tüm Müslümanlar. Gözü ve gönlü Kurban Topraklarında olması gereken Müslümanlar.  
Peki neresiydi “Kurban Toprakları?” Ne geliyordu Kurban Bayramı denince Müslümanların aklına? Kurban pazarı semiz, besili hayvanlardan mı ibaretti?
Elbette hayır. Kurban, Hakk’a yakın olmaktı. Hakk’a yakın olmak için, emirlerine teslim olmak, candan, canandan vazgeçmekti. Neredeydi kurban pazarı? Neresiydi kurban toprakları? Yeryüzünün hangi toprağı İbrahim Peygamberin mektebinden ders görüyordu hâlâ? Yeryüzünün hangi toprağı İbrahim Peygamber’den aldığı dersi tüm dünyaya veriyordu hâlâ? İmanı, inancı, mücadelesi, kararlılığı, dik duruşu ve daha nice şerefli sıfatı dünyanın harap olmuş kalbine pompalıyordu taze kurban kanları ile…
Ne kurban kuru, şekilci bir bakıştan ibaretti ne de bayram şekerle anılan bir anlayıştan. Kurban evini, ocağını, yurdunu, yuvasını, eşini, çocuğunu Rabbine kurban verip sabırla, umutla, bin zorluk, keder içinde direnmeye devam eden, son nefesine kadar  davasını haykıran Gazze’nin çocukları, Kudüs’ün gençleri El Halil, Nablus, Cenin, Han Yunus, Rafah’ın anneleri, babalarıydı…
Kurban Filistin Topraklarıydı. Filistin, Kurban topraklarıydı! Ve bayram da kurban verenin hakkıydı.
Bayramın kutlu olsun Kurban Toprakları! Bayramın hürriyet olsun Kurban Toprakları!
Bayramın kutlu olsun İbrahim Peygamber’in mektebinden dünyaya ders verenlerin toprağı!

Hilal Keleş

Yorum bırakın