“Nasrun minallâhi ve fethun karîb, ve beşşiril mû’minîn” Saf suresi 13.ayetinin sıcaklığı sarıyor içimi; “Yardım Allah’tandır ve fetih yakındır (Habibim) müjdele! “ Efendimizin Mekke’nin fethi ile müjdelendiği gibi Kudüs’ün fethine de mazhar olmak duası her daim yüreğimde tam 6 aydır. Mescid-i Aksa ile tanışalı uzun bir süre olmadı ama o gün bugündür bedenen İstanbul’da olsam da ruhen hep Kudüs’teyim.
Kalbim Kudüs’te ve dualarım her daim Filistin halkıyla.
Hiç görmeden özlenir mi bir yer, ben özlüyorum Aksa’yı. İçimdeki kayıp parçammış meğer, görmeden sevmiş görmeden özlemişim işte…
Rabbimin beni Mescid-i Aksa’nın sevgisiyle rızıklandığı günün gecesinde rüyamda Filistin’de, Filistinli bir aileye misafir olmuştum. O aralar bir arkadaşımla Mescid-i Aksa çocuk atölyemizin hazırlıkları vardı sürekli bununla ilgili çalışmalar yapıyorduk. Rüyamda da elimde poşetler çantalar vardı içinde de Filistin bayrağı, Mescid-i Aksa görselleri gibi bununla alakalı bir sürü şey vardı. Onları o aileye gösterip dedim ki “ben Filistin’de yaşananları ve Mescid-i Aksa’nın önemini gerekirse kapı kapı dolaşıp herkese anlatacağım, bu haklı davayı herkese duyuracağım” diye bir söz verdim onlara. O zaman Mescid-i Aksa ile ilgili pek fazla şey bilmiyordum çünkü bu aşk gönlüme düşeli kısa bir zaman olmuştu. Zaten benim hikayem de o zaman başladı işte.
Filistin şehidi Şeyh Ahmet Yasin… Kudüs’e gönül veren herkes bu ismi mutlaka duymuştur. Mescid-i Aksa çocuk atölyemiz için materyal arayışına girdiğim dönemde bir dergide önce fotoğrafını görüp sonra adını öğrendiğim hemen yine o dönemde Beytülmakdis okuma grubum için kitap aldığım internet sitesinde adına basılmış bir -dava adamı- ajandası ile hayatı ile ilgili bilgi öğrendiğim Filistinli şehitlerimizden. Bu ajandayı görür görmez almak istedim zira üzerinde yazan cümle kalbime bir ok gibi saplanmıştı. “Allah’ım ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum.” Bu ajandayı aldım çünkü Şeyh Ahmet Yasin’in Allaha şikâyet ettiği kullardan olmamalıydım. Mescid-i Aksa için yaptığım her şeyi şahit tutmak için oraya yazmaya karar verdim.
Kendisinin yaşadığı elim bir kazayla engelli kalmasına rağmen ülkesi ve halkı için sürdürdüğü mücadele, yaşanacak tehlikeler konusunda halkını şuurlandırması, uzun yıllar süren esir hayatında bile haklı davası için çabalaması, inancı ve bu yolda çektiği acılara rağmen pes etmemesi ve en sonunda da bu uğurda canını vermiş olması.
Biz cihada iman etmişiz. Nefislerimizi Allah için satmışız. Sonucu ya şehadet olacak ya da zafer! “Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Şeyh Ahmet Yasin
Kudüs bir sınav kâğıdı her mü’min kulun önünde. Büyük bir sınav kiminin uykularını bölen, kiminin adını bilmekten öteye geçemediği, Rahman’ın bize her bir taşı toprağıyla lütuf olarak sunduğu kutlu belde. Bizlere düşen bu dava da elimizden ne geliyorsa yapabilmek, bu bereketi hissetmek ve sonrasında da Kudüs’ün özgür kalması için çalışmak. Burada annelere daha doğrusu kadınlara büyük bir görev ve iş düşüyor. Çünkü bilinçli ve bu hassasiyetle donatılmış nesli yetiştirmek bizim elimizde. Mescid-i Aksa’yı önce gönüllerimize sonra da evlerimizde yaşamalı, yaşatmalıyız.
Biz Osmanlı torunlarıyız, ecdat büyük bir emanet bırakmış bizlere, sahip çıkmak ve korumak gerek. Çünkü her bir karesinde onların emeği var üzerinde. Büyük mücadelelerle ve zorluklarla kazanılmış zaferler için ne çok acılar çekilmiş ve ne çok kan dökülmüş uğruna Aksa’mın…
Gitmek gerek… Gözü yaşlı Aksa kucak açmış bizleri bekliyor. Mescidi Aksa’yı yalnız bırakmamak sadece Filistinli Müslümanlara ait bir görev değil, tüm Müslüman alemi sorumlu aslında. Hiç düşünmeden korkusuzca kendilerini siper eden bu cefakâr halkın çilelerine paydaş olmak, kardeş olduğumuzu göstermek ve her zaman onların yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.
İmkânsız gibi görüneni düşleyip çıkmalı artık yola. Ben herkesin bu yolda mutlaka bir şeyler yapabileceğine inananlardanım. Kul hangi yola girerse Allah celle celalühu onu o yöne iletir. Biz niyetimizi alalım önce. Sonrasında zaferden değil seferden sorumluyuz büyük komutan Selahattin Eyyubi’nin dediği gibi…
Bir kitapla bir sözle yahut bir ezgiyle başlayan bu dava nihayete ermeli inançla ve haklı bir gururla.
Şimdi artık vakit Zeytindağı’ndan Mescidi Aksa’yı seyretme zamanı bir seher vakti… Yahut Kubbetu’s Sahra‘ya karşı çayımızı yudumlarken şükürlerimizi sunmalıyız Allaha… Belki Miraç hadisesi gelir aklımıza, İsra’yı düşünürüz o an ve İç ürpertisiyle 124 bin peygambere imamlık yapan Resulullah efendimize salavatlar getiririz.
Kur’an-ı Kerim de tam 12 ayrı surede adı geçen kutlu belde ve 16 peygambere ev sahipliği yapmış bereketli topraklar… Vakit artık kavuşma vakti…
Karıncaya sormuşlar ‘nereye gidiyorsun?’ diye…
Karınca ‘sevdiğimin yanına’ demiş.
‘Bu ayaklarla varamazsın ki!’ demişler…
Karınca da ‘olsun, varamazsam da yolunda ölürüm’ demiş.
İşte benimkisi de bu hesap…
Çilem Tuğ
