Gelin size acayip bir şey anlatayım.
- Osmanlı’yken birdik, beraberdik, aynı tastan çorbamızı yudumluyorduk.
- O vakit sınırlarımız yoktu.
Henüz bin beş yüz devletçiğe ayrılmamıştık. - Sonra sen Arap’sın, sen Türk’sün, sen Kürt’sün falanlar filanlar milliyetçilik duygularımız kabardı ama ne var ki insanlık duygularımızın cenazesi çoktan kaldırılmıştı.
- Bir de baktık Araplardan süfeha olanlar Osmanlı’ya karşı ayaklanmış. İngiliz dostları da onlara bayrak tasarlayıp hediye etmiş.
- Daha sonra anasının gözü bir devlet olan bu İngiltere, dini sınırlarını yaratanın belirlediği mukaddes toprakları işgal etmiş, akabinde burayı Siyonistlere devretmiş.
- Tabii bunu yaparken bizim dini sınırları silip, daha da küçültüp biz Müslümanlara da “bakın sizin asıl sınırlarınız burası” demeyi de ihmal etmemiş.
- Sonra ellerine de bir bayrak tutuşturmuş, hani bir zamanlar Osmanlı’ya karşı çıkarılan ve buram buram ırkçılık kokan Arap isyanının bayrağı. Biz de bu numarayı yemişiz.
- Neticede bize ait olmayan bayrağı göklerde dalgalandırmak, İngiltere’nin bize dayattığı sınırları kutsamak için elimizden geleni yapar olmuşuz.
- Sahi biz neyi, niçin kutsuyoruz?
Kudüs’ü mü? Hangi Kudüs’ü? Batı Kudüs? Doğu Kudüs?
Filistin’i mi? Hangi Filistin’i? İngiltere’nin çizdiği Filistin? - Bana istediğiniz kadar kızabilirsiniz.
Ama tarih hep şunu yazmıştır: Dillerde kimin kavramları egemense, o topraklara onun gücü egemen olur. - Allah’ın çizdiği mukaddes toprak sınırları Kudüs’ten daha büyüktür.
Ama biz Kudüs’e odaklandığımız için işgalciler bugün yerleşimlerini rahatlıkla gerçekleştiriyor. - Bu dava yalnızca Kudüs, Beytülmakdis meselesi değildir. Suriye’de, Mısır’da, Irak’ta ve hatta Türkiye’de gerçekleşen hiçbir olay Beytülmakdis’te gerçekleşen olaylardan bağımsız değildir.
- Bu arada 22 Arap devleti bir araya gelip zirveler düzenlemeye devam etsin. Batı uşaklığında zirve, rezillikte zirve, umarsızlıkta ve aymazlıkta zirve.
- Rahatsız ettim, kusura bakmayın. Ama zaten niyetim de buydu.
Reyhan Önal
