Kudüs’ün zengin bir tarihi geçmişe sahip olması, üç semavi din tarafından kutsal kabul edilmesi, siyasi rekabetin yaşandığı topraklar olması, üç kıtanın (Asya, Avrupa ve Afrika) buluşma noktası olması ve jeopolitik konumu bu toprakların önemini göstermektedir. Ayrıca İslam’ın ilk kıblesi, Miraç mucizesinin burada gerçekleşmesi, kutsal şehirlerin üçüncüsü, Peygamberler diyarı ve Kuran-ı Kerim’de bereket yurdu olarak zikredilmesi gibi pek çok nedenlerle Kudüs, Müslümanlar için özel bir öneme sahip olmuştur.
Klasik edebiyatta daha çok Kudüs’ün fazileti, güzellikleri, kutsiyetinden bahsedilirken Modern Türk edebiyatında 1967 Arap-İsrail Savaşı ile Filistin davası ve Kudüs duyarlığı yer almaya başlamıştır.
Modern Türk edebiyatına Filistin ve Kudüs’ü ilk taşıyan ve bu konuda belli bir akımı başlatan Sezai Karakoç, 1969 yılında Mescid-i Aksa’nın Siyonistler tarafından yakılması üzerine Diriliş Dergisi’nde “Ey Yahudi” adlı şiirini yayınlayarak tepkisini ortaya koymuştur. Yalnızca bu şiirinde değil diğer şiir ve yazılarında da ümmet algısını en güzel şekilde dile getirmiştir.
Nihayet Mescid-i Aksa’yı da yaktın ey yahudi
Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey yahudi
Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey yahudi
Göğe çıktığına inanır inanmaz
Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey yahudi
Mescid-i Aksa’yı yaktın ey yahudi
Daha doğrusu yaktığını sandın ey yahudi
Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksanın ancak
gölgesidir ey yahudi
Senin yaktığın Mescid-i Aksanın ruhu değil,
Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey yahudi
Ölüler gibi donmuş bizlere de
Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de
Buzlarımız çözülür ey yahudi
Sen vaktiyle peygamberlere ihanet ettiğin gibi
Şimdi de
Onların en büyüğünün miraca çıkış noktasına
Göğe yükseliş noktasına ihanet ettin
Sen asıl kendi kurtuluşuna ihanet ettin
Mescid-i Aksanın ruhu yakılmaz
Yakılan ancak taş ve topraktır
Sen asıl kendini yaktın ey yahudi…
Kudüs denildiğinde akla gelen bir diğer şair ise “Yüreğimin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.” ve “Kudüs sevilmeden insanlığa girilmez. Bizim için daha da özel bir konumu vardır: Kudüs’ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır.” diyen Nuri Pakdil’dir. “Anneler ve Kudüsler” şiiri ile Altı Gün Savaşlarında yenilen Müslümanların her şeye rağmen umut ve direnişini işlemiştir.
Tûr Dağı’nı yaşa
Ki bilesin nerde
Kudüs Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur
Gel anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar
Adam baba olunca içinde bir Kudüs canlanır
Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin
Müslümanlara karşı yapılan zulme şiirleriyle karşılık veren Cahit Zarifoğlu “Daralan Vakitler” şiiriyle Beyrut’ta yapılan katliamın Kudüs’e çok yakın olduğuna dikkat çeker ve tepkisiz kalan Müslümanları eleştirir.
Beyrut’un gözyaşları şimdi,
Kudüs’ün yanı başında
Müslümanlarsa uzakta,
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada
Kudüs denilince akla gelen bir diğer isim ise çok fazla şiiri olmamasına rağmen yazmış olduğu Mescid-i Aksa şiiri ile “Kudüs Şairi” olarak tanınan Mehmet Akif İnan’dır.
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehri çağlıyordu
…
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Götür Müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu.
Filistin davası ve Kudüs ile ilgili edebi ürünler ortaya koyan diğer şair ve yazarlara Arif Ay, İlhami Çiçek, Mustafa Miyasoğlu, Metin Önal Mengüşoğlu, Cahil Yeşilyurt, Mustafa Yürekli, Mürsel Sönmez, Seyfettin Ünlü, Recep Garip, Osman Sarı, Ahmet Mercan, Şeref Akbaba, Ali Göçer, Cevat Akkanat, Bünyamin Doğruer, Hüseyin Atlansoy, Gökhan Akçiçek, Özcan Ünlü ve Kemal Sayar’ı örnek verebiliriz.
Asuman Kudal

Kudüs’ü anlatan kısa ve öz çok güzel bir yazı olmuş. Başarılarının devamını diliyorum.
BeğenBeğen