Siyonizm; tahrif edilmiş bir kitabın ardına sığınmış, dini görünümlü siyasi bir işgal politikası. Etnik temizliği hedef edinmiş bir vahşet ideolojisi. Tüm ırkları Yahudilerin kölesi olarak kabul eden bir üstün ırk düşüncesi. Hristiyanlar tarafından uğradıkları zulümleri bahane ederek Müslümanları katletme hakkını kendilerinde gören sapkın bir anlayış. Tüm bu düşünceler neticesinde ortaya çıkan katliamlarla dolu kanlı bir tarih… Siyonizm’in kanlı tarihinin planları, 18. yüzyılda Siyon’a dönüş idealinin farklı yaklaşımlarla popülerlik kazanması ve sistemli bir hale getirilmesi sürecine, planların uygulanması için gerekli alt yapının oluşturulup uygulamaya geçilmesi ise büyük oranda 1917 yılı ile başlayan İngiliz Manda dönemine dayanmaktadır. Fakat bu tarihlerden önce kanlı olmasa da işgal süreci başlatılmıştır. 1881-1903 tarihleri arasında ilk aliya gerçekleşmiş, yaklaşık 25 bin Yahudi Filistin topraklarına göç etmiştir. Bu süreçte Filistin’de sekiz adet kalıcı Yahudi yerleşim yeri kurulmuştur. 2 Kasım 1917 de yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile İngiliz-siyonist ittifakı sağlanmış ve İngiltere’nin Filistin’e girmesiyle birlikte kanlı tarihin temelleri atılmaya başlanmıştır. 1920 yılında Filistin’deki İngiliz İdaresinden sorumlu ilk yüksek komiser olarak siyonist bir Yahudi olan Herbert Samuel seçilmiş ve daha sonra Herbert Samuel tarafından üst düzey birimlerin başına siyonist isimler başkan olarak yerleştirilmiştir. Bu dönemde Balfour deklarasyonu ile Yahudilere vaadedildiği şekilde göçler hızlandırılıp kolaylaştırılmıştır. Yahudilerin Filistin’deki nüfusu iki katına çıkartılmış ve Filistin topraklarını işgal etmeleri kolaylaştırılmıştır. Yahudi askerlerin hafif silah taşıyarak Filistin topraklarına girişlerine izin verilmiştir. Filistin’e göç eden Yahudilerin Haganah ve İrgun gibi paramiliter örgütler kurmalarına ve teşkilatlanmalarına izin verilmiştir. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri tarafından fonlanan siyonist örgütler 1920 yılı itibari ile Filistin’in yerli halkının evlerine zorla el koyma, mallarına ve canlarına zarar verme girişimlerine başlamış, iç karışıklıklar çıkmasına sebep olmuşlardır. 1920 Nebi Musa olayları, 1921 Yafa olaylarıyla birlikte işgalci siyonist örgütler ile ülkelerini korumak için mücadele eden Filistin halkı arasında yaşanan bu iç karışıklıklar kanlı çatışmalara dönüşmeye başlamıştır. 1928 yılına kadar Yahudilerin yerel halka karşı taciz ve zulümleri devam etmiştir. 1928 yılının son aylarında usulüne uygun bir şekilde ibadet etmelerine izin verilen Burak duvarını tamamen işgal etmeye yönelik girişimleri ve 1929 yılında Burak Duvarı üzerinde tam bir hakimiyet kurmak ve Mescid-i Aksa’nın yerine kendi mabetlerini yapmak istediklerini açık bir dille ifade etmeleri üzerine Filistin’de gerilim artış göstermiş ve Mescid-i Aksa’nın asıl sahibi olan Müslümanlar ve işgalciler arasında yeni bir kanlı bir çatışma yaşanmıştır. Burak Duvarı olayları üzerine Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen soruşturma belgesinde ‘Bir vakıf mülkü olan Harem-i Şerif’in (Mescid-i Aksa’nın) ayrılmaz bir parçası olan Batı Duvarı’nın (Burak Duvarı) mülkiyeti ve kullanım hakkı tamamıyla Müslümanlara aittir. Duvarın önünde yer alan kaldırımın ve duvarın karşısındaki Meğaribe mahallesinin önündeki kaldırımın mülkiyeti de Müslümanlara aittir…’ ifadeleri yer almaktadır. Tüm bunlara rağmen Burak Duvarı olaylarına karışanların yargılanması için İngiliz Manda yönetimi tarafından mahkemeler kuruldu. Bu mahkemelerde 174 Filistinli Arap yargılanmıştır. Bunların çoğu çeşitli cezalara çarptırılırken 26 tanesine idam hükmü verilmiştir. Daha sonra bu 26 kişiden 23’ünün cezası hapis cezasına çevrilmiştir. Geriye kalan 3 isim; Muhammed Camcum, Ata el-Zer ve Fuad Hicazi 17 Haziran 1930’da Akka Hapishanesinde idam edilmiştir. Yargılanan yaklaşık 100 Yahudi sanıktan ise sadece birkaç tanesi cezası almış, 2 kişiye idam hükmü verilmiş fakat uygulanmamıştır. Kurulan mahkemelerde adalet sağlanmamıştır çünkü İngiliz Manda Yönetimi Burak Duvarı olayları dahil siyonistlerin gerçekleştirdiği her türlü işgal ve zulümde onların yanında yer almıştır. Hatta Burak Duvarı olaylarında 20’den fazla Filistinli Arap, İngiliz askerinin rastgele ateş açması sonucu şehit edilmiştir. Burak Duvarı olayları sonucunda 1931 yılında Mescidi Aksa’da Dünya İslam Kongresi toplanmıştır. Kongrede Müslümanlara ait olan Burak Duvarı’nın korunması, Filistin topraklarının korunması ve Yahudilere satışının engellenmesi, İslam ülkelerinin sömürgecilere karşı birlik olarak direnmesi, Mescid-i Aksa Uluslararası İslam Üniversitesinin kurulması ve kongrenin 2 yılda bir toplanması kararları alınmıştır fakat kongre bir daha hiç toplanamamıştır. Kongrede alınan kararların uygulanması İngilizler tarafından engellenmiştir. Filistin halkını ve Filistin topraklarını sadece bedenen değil, ruhen ve zihnen de işgal altına almak isteyen İngilizler özellikle Mescid-i Aksa Uluslararası İslam Üniversitesinin kurulmasını engellemek için gereken her şeyi yapmış, bu üniversitenin inşası için Hindistan’dan gelecek olan bağışların yerine ulaşmasına izin vermemişlerdir. İngilizlerin ve Siyonistlerin iş birliği ile yürüttükleri işgal ve zulüm politikaları devam ederken aradan 5 yıl geçmiştir. 1935 yılında Filistinlilerin işgalcilere karşı yürüttüğü silahlı direniş hareketinin önderliğini yapan İzzettin El Kassam’ın İngilizler tarafından pusuya düşürülüp şehit edilmesiyle Filistin’de yeni bir isyan patlak vermiştir. Bu isyan neticesinde Filistinliler tarafından 6 ay boyunca devam eden bir grev başlatılmıştır. Önderlerinin şehit edilmesi üzerine mücadeleyi arttıran mücahitler bu grev sürecinde işgalcilere dört binden fazla baskın düzenlemiş ve bu baskınlarda çıkan çatışmalarda binden fazla mücahit şehit olmuştur. Tüm bu olaylar üzerine İngiliz Manda Yönetimi 1937 yılında çatışmaları bastırmak adına iki tarafı da elinde tutmaya çalışarak Filistin’in Yahudiler ve Filistin halkı arasında bölünmesini öngören ve bölgede adaletin sağlanacağını vaat eden Peel Raporunu yayınlamıştır. Fakat tahmin edileceği üzere raporun hiçbir maddesine uyulmamış, vaatler yerine getirilmemiştir. Bunun üzerine haklarını korumak isteyen Filistin halkı 1939 yılında yeniden bir direniş başlatmıştır. Bu direniş karşısında İngiliz Manda yönetimi bölgede sıkı yönetim ilan etmiş, 50 bin kişilik ordusu ile Haganah örgütü başta olmak üzere Siyonist örgütlerle iş birliği yaparak bu direnişi bastırmaya çalışmış, 5000 Filistinliyi ve farklı ülkelerden Filistin direnişine destek için gelen, sayısını bilemediğimiz onlarca Müslümanı şehit etmiştir. Çok sayıda şehit veren Müslümanlara İslam ülkelerinin destek vermemesi ile birlikte direniş zayıflamış ve bastırılmıştır. Bu direnişin ardından İngiliz Manda Yönetimi Filistin’e Yahudi göçünün ve Yahudilere toprak satışının sınırlandırılacağını vaadettiği Beyaz belgeyi yayınlamıştır fakat her zaman olduğu gibi bu raporun da kurallarına uyulmamış ve vaatler yerine getirilmemiştir. Tüm bunlar yaşanırken Filistin’e yerleştirilen işgalci Yahudi grupları illegal yollarla Filistinlilerin mallarına el koymaya, fiziksel ve psikolojik zulümlerine devam etmiştir. Siyonistlerin taciz ve zulümleri Filistinliler ile sınırlı değildir. Takvimler 22 Temmuz 1946’yı gösterdiğinde Filistin’de bulunan İngiltere yönetim merkezi olan King David Oteline Siyonist terör örgütü İrgun tarafından bombalı bir saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırıda İngilizlerde dahil birçok uyruktan toplam 91 kişi hayatını kaybetmiş, 46 kişi ise yaralanmıştır. Siyonist işgalciler bu saldırı ile aslında kendilerine yardım eden veya etmeyen, Filistinli veya başka bir uyruktan olduğuna bakmaksızın herkesi hedef aldığını ve tek hakim gücün kendileri olmak istediklerini açıkça göstermişlerdir fakat tüm bunlara rağmen hedefledikleri işgal devletini kurmaları için İngiltere başta olmak üzere birçok ülke tarafından askeri olarak güçlendirilmeye devam edilmişlerdir. Bu tacizler, adaletsizlikler, işgalin desteklenmesi 1947 yılına kadar bu şekilde devam etmiştir. 1947 yılında Birleşmiş Milletlerin Taksim Planında Siyonistlerin onlarca hile ile aldıkları 33 kabul oyu neticesinde Filistin’in %56’sı Yahudilere verilmiştir. Hedefleri sadece Filistin toprakları ile sınırlı olmayan Yahudiler, verilen bu topraklarla yetinmemiş ve İngiliz Manda Yönetimi hala Filistin topraklarındayken soykırımlara başlamış, yerli halkı katlederek ve göçe zorlayarak birçok köyün topraklarını işgal etmiş, böylece kendilerine hediye edilen toprakların sınırlarını genişletme çalışmalarına başlamışlardır. Siyonistlerin bu soykırım ve işgal çalışmalarını gören İngiliz Yönetimi sömürgeleri üzerindeki gücünü kaybedip aynı zamanda Siyonistlerin bir devlet kurmaya hazır olduklarına da emin olunca Filistin’den çekilmiştir. İngiliz yönetiminin Filistin’den çekilmesinden bir gün sonra 14 Mayıs 1948’de işgal rejimi bağımsızlığını ilan etmiştir. Yazımızın bu kısmına kadar İşgalci rejimin bağımsızlık sürecine kadar yaptıkları zulümlere ve işgal devletinin temellerinin atılmasına kısaca değinmeye çalıştık. Bu kısımdan sonra 1947 yılından bugüne kadar etnik temizlik ideali ile sistematik bir şekilde gerçekleştirilen katliamlara kronolojik bir sırayla kısaca değinmeye çalışacağız.
HAYFA KATLİAMI (30 Aralık 1947)
Siyonist terör örgütü İrgun tarafından Hayfa Petrol Rafinesinin çalışan işçileri taşıyan otobüse yapılan bombalı saldırıdır. Bu saldırıda 6 Arap işçi şehit olurken 42 işçi yaralanmıştır. Olayın ardından başka bir siyonist terör örgütü olan Haganah tarafından işçilerin yaşadıkları iki köye saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırılarda içlerinde kadın ve çocuklarında bulunduğu 70 kişi şehit edilmiştir.
SEMİRAMİS OTELİ KATLİAMI (6 Ocak 1948)
Haganah terör örgütü tarafından Kudüs’te bulunan Semiramis oteline bombalı saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırıda 26 kişi hayatını kaybetmiş, 20 kişi de yaralanmıştır.
SASA’ KATLİAMI (15 Şubat 1948)
Siyonist işgalcilerin Sasa’ köyüne düzenledikleri saldırı sonucunda birçok ev hasar almış, içlerinde kadın ve çocukların bulunduğu 60 sivil katledilmiştir.
DEİR YASİN KATLİAMI (9 Nisan 1948)
İrgun terör örgütü tarafından Menaham Begin’in önderliğinde işgal rejimi bağımsızlığını ilan etmeden tam bir ay önce gerçekleştirilmiştir. Bu katliamda köyde bulunan herkesi öldürmek hedefi ile hareket edilmiş, evler bombalanmış, sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte 250 den fazla Filistinli şehit edilmiş ve cesetleri kuyulara atılmıştır. Böylece Deir Yasin köyü işgal edilmiştir. Bu katliamın amacı, henüz resmi olarak kurulmamış bir rejimin yapabileceği zulmü göstererek halkın kalbine korkuyu hakim kılmak ve Kudüs’e giden yolu açmaktır. Katliamın önderliğini yapan Menahem Begin bu katliam ile ilgili şu ifadeleri kullanmaktadır: ‘Eğer bu eylemi gerçekleştirmeseydik İsrail Devleti kurulamayacaktı.’ İrgun terör örgütü lideri Menahem Begin 1946 da gerçekleştirilen King David Oteli saldırısınında önderliğini yapmıştır. Katliamların baş karakteri olan, terör örgütü lideri Menahem Begin 1977 yılında İsrail başbakanı olmuştur. 1978 yılında ise işgal ettiği toprakların bir kısmını gerçek sahiplerine teslim ettiği için Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür…
NASRUDDİN KATLİAMI (13-14 Nisan 1948)
Kıyafet değiştirerek Nasruddin köyüne sızan Stern ve İrgun terör örgütü üyeleri 50 Filistinliyi şehit etmiştir.
HAYFA KATLİAMI (22 Nisan 1948)
Hayfa’yı işgal eden teröristler 50 kişiyi şehit etmiştir. Daha sonra canlarını kurtarmak için Akka’ya doğru yola çıkan Müslümanlara saldırı düzenleyerek 100 kişiyi daha şehit etmiştir. Bu saldırıda yaklaşık 150 şehit ve 200 yaralı olmuştur.
EBU ŞUŞA KÖYÜ KATLİAMI (14 Mayıs 1948)
Daha önce de saldırılara uğrayan Ebu Şuşa köyü İşgalcilerin bağımsızlıklarını ilan ettikleri gün terör örgütleri tarafından yeni bir baskına uğramıştır. Bu baskında 60’tan fazla kişi şehit edilmiş, bir kadın esir ise iki kez tecavüz girişimine uğramıştır.
ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI (15 Mayıs 1948)
İşgal rejiminin Filistin topraklarını işgalini açıkça beyanı üzerine Filistin topraklarının hakkını korumak amacıyla Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Irak tarafından işgalcilere karşı başlatılmıştır. Bir savaş olarak görünse de işgal rejimi savaş kurallarını ihlal etmiş ve sivillere yönelik toplu katliamlar gerçekleştirmiş, yerel halkı göçe zorlamış, 531 Filistin köyünü imha etmiş ve savaş sonunda işgal ettiği %56’lık toprak miktarını %78’e çıkarmıştır. 15 binden fazla sivilin öldürüldüğü ve binlercesinin göçe zorlandığı bu işgal ve katliamları Filistin halkı ‘Nakbe’ yani ‘Büyük Felaket’ olarak isimlendirmektedir.
TANTURA KATLİAMI (22-23 Mayıs 1948)
1948 Arap-İsrail savaşları sırasında gerçekleştirilen toplu katliamlardan biridir. Bu katliam gizlenmeye çalışılmış olsa da 1990’lı yıllarda İsrailli bir araştırmacı olan Teddy Katz’in Tantura köyünün halkına karşı işlenen suçların failleriyle ve katliamın tanıklarıyla yaptığı sözlü tarih çalışmasını yüksek lisans tezi olarak belgelemesi ile katliamın boyutu gözler önüne serilmiştir. Daha sonra Alon Schwarz’ın yönetmenliği ile Tantura Katliamını belgeleyen bir arviş belgeseli çekilmiştir. Katliamı gerçekleştiren Siyonistler bu belgeselde yaptıklarından hiç pişmanlık duymadan, gururlu bir şekilde ve zevk alarak yaptıkları katliamları açıkça ifade etmişlerdir. Katliamı gerçekleştiren siyonistlerin ifadeleri şu şekildedir: ‘Tantura zengin ve güzel bir kasabaydı. Kadınları güzel giyinirlerdi. Askerlerden biri burada 16 yaşında bir kıza tecavüz etti. Başka bir asker çevrede bulunan tüm erkekleri topladı, demirden tellerle çevirdiği bir kafesin içerisine koydu ve makineli tüfeği alarak onların tamamını öldürdü. Askerlerden bazıları ellerine alev silahı alıp kaçmaya çalışan köylüleri kovaladılar ve onları yaktılar. Bu olaylar örtbas edildi, kimsenin bunlar hakkında konuşmasına izin verilmedi…’ ‘Ben bir katildim. Teslim olmak isteyenler dahil hiç kimseyi esir almadım. Okul çocuklarının ellerini kaldırıp teslim olduklarını görsem dahi onları öldürdüm. Kaç kişiyi öldürdüğümü bilmem mümkün değil hiç saymadım. Silahımda 250 adet mermi alıyordu ve mermiler bitene kadar önüme çıkan herkesi öldürüyordum.’ ‘Onları tabii ki öldürdük ve bundan dolayı hiç vicdan azabım yok.’ Bu ifadelerin tamamı katliamı gerçekleştiren zalimlerin dilinden dökülen ifadelerdir. İfade ettiklerinden bile daha zalimce davrandıkları ise açıkça bilinen bir gerçektir. Bu katliamda kaç kişinin şehit edildiği tam olarak bilinememekte hatta tahmin dahi edilememektedir.
LİDA KATLİAMI (9-18 Temmuz 1948)
İzak Rabin’in açık emriyle gerçekleştirilen Lida katliamında 10 gün içerisinde 400’den fazla kişi katledilirken 60 bin kişi evlerinden zorla çıkartılmıştır.
DAVAYİMA KÖYÜ KATLİAMI (29 Ekim 1948)
El Halil’e bağlı Davayima köyüne siyonist çeteler tarafından düzenlenen saldırıda hiçbir çatışma olmaksızın içerisinde kadın ve çocukların bulunduğu 80’den fazla Müslüman şehit edilmiştir.
SAFSAF KÖYÜ KATLİAMI (29 Ekim 1948)
Davayima köyü ile aynı gün İsrail ordusu tarafından saldırıya uğrayan Safsaf köyünde siyonistlerin rastgele açtıkları ateşler sonucu yaklaşık 70 Müslüman şehit olmuştur.
KİBYA KÖYÜ KATLİAMI (12 Ekim 1953)
İlerleyen süreçlerde İsrail başbakanı olacak olan terörist Ariel Şaron önderliğinde Batı Şeria da bulunan Kibya köyüne düzenlenen bu saldırıda 67 Filistinli şehit edilirken, yaklaşık 75 kişide yaralanmıştır.
KAFR KASIM KATLİAMI (29 Ekim 1956)
29 Ekim 1956 tarihinde İsrail; Fransa ve İngiltere’nin desteği ile Mısırı işgal etmeye başlamıştı. Bu olaylar neticesinde öğlen saatlerinde ani bir şekilde Filistin’in bazı köylerinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Sabah tarlaya iş için giden ve bu yasaktan habersizdi. Köy muhtarının işgal askerlerine köylülerin yasaktan habersiz olduğunu bildirmesine rağmen işgal askerleri akşam işten evlerine dönen Filistinlilerin yolunu kesmiş ve anne karnındaki bebekler dahil orada bulunan 49 kişinin hepsini şehit etmiştir.
SAMU KATLİAMI (13 Kasım 1956)
Batı Şeria’ya bağlı Samu köyüne düzenlenen saldırıda Siyonistler tarafından 18 kişi şehit edilmiştir.
HAN YUNUS KATLİAMI (3, 4, 12 Kasım 1956)
Stratejik olarak elinde tutmak istediği Tiran boğazını kapatan Mısıra karşı stratejik kazanım elde etmek isteyen Siyonistler Gazze şeridinde bulunan Han Yunus bölgesine büyük bir saldırı düzenledi. İşgalci İsrail bu katliamda yaklaşık 300 Filistinliyi şehit ederken yüzlerce sivilinde sakat kalmasına sebep olmuştur.
6 GÜN SAVAŞLARI (5-10 Haziran 1967)
1948 yılında Filistin’in toprak bütünlüğünü korumak amacıyla siyonistlere karşı savaş başlatan fakat yenilen Arap devletleri, güçlerini tekrar topladıklarını düşünerek tekrar siyonistlere karşı Filistin’i savunmak amacıyla savaş başlatmışlardır. Bu savaş sadece 6 gün sürmüş ve maalesef Filistin’in ve Arapların aleyhine sonuçlanmıştır. 6 gün boyunca İşgal rejimi savaş kurallarını ihlal etmiş, kullanılması yasak olan bombalar kullanmış ve sivilleri katletmiştir. Bu savaş sonucunda siyonistler işgal ettikleri toprakları 3 katına çıkarmış, Filistin’in tamamını, Golan tepelerini ve Sina’yı işgal etmiştir. Bu savaşta yaşanan en büyük kayıp Mescid-i Aksa’nın tamamen işgal edilmesi olmuştur. Savaş sonrasında Mescidi Aksa’yı günlerce kapalı tutan işgalciler günler sonra Mescidi Aksa’yı Burak Duvarının kullanımını Yahudilere tesis etmiş olarak açmışlardır. Burak duvarının arka tarafında kalan, Selahaddin Eyyubi tarafından Faslılara vakfedilen Meğaribe Mahallesini ise insanlar evlerinde oldukları halde evleri yıkarak acımadan bir mahalle dolusu insanı göz göre göre katledip kullanımını kendilerine tesis ettikleri dümdüz boş bir alana çevirmişlerdir. 6 gün içerisinde yaklaşık 20 bin Arap hayatını kaybetmiştir.
ŞERİA NEHRİ KATLİAMLARI (15 Şubat 1968)
Siyonist işgalci terör örgütleri tarafından Şeria Nehri boyunca Filistinlilerin yaşadığı 15 köy savaş uçakları ile kullanılması yasaklanmış, ölmeyen kişilerde ağır yanıklara sebep olan, yakıcı bir bomba türü olan napalm bombaları kullanılarak bombalanmıştır. Bu saldırıda ulaşılabilen sayıya göre 56 Filistinli şehit olurken, sayısını bilmediğimiz kadar Filistinli de yaralanmıştır.
MESCİD-İ AKSA YANGIN GİRİŞİMİ (21 Ağustos 1969)
Siyonist rejim tarafından Mescid-i Aksa’nın tamamen yakılması amacıyla düzenlenen bir girişimdir. Avusturya asıllı bir siyonist olan Michael Denis uzun bir süre bir Müslüman kılığında Mescid-i Aksa’ya girmiş, orada bir Müslüman gibi davranmış ve cemaatin güvenini kazanmıştır. Mescid-i Aksa’ya her geldiğinde yanında gizlice normal insanlarda bulunamayacak özel yanıcı bir madde getiren siyonist 21 Ağustos 1969 tarihinde cemaatin az olduğu sabah namazı vaktinde Nureddin Zengi’nin fetihten 20 yıl önce buraya konması için özel olarak yaptırdığı, Selahaddin Eyyubi’nin buraya yerleştirdiği, fethin nişanesi olan minberin üzerine elindeki özel yanıcı maddeyi dökerek Kıble Mescidi’nde bulunan minberi ateşe vermiştir. Yangını başlattıktan sonra hiçbir şey olmamışçasına rahatça mescidi terk etmiştir. Yangın başladıktan sonra yangının tüm Mescid-i Aksa’ya yayılmasını isteyen siyonist hükümet Mescid-i Aksa’nın sularını kesmiş, sadece Esbat kapısından girme imkanı olan itfaiye araçlarının girişini engellemiştir. İşgalcilerin tüm engellemelerine rağmen yangın Kudüs halkının kovalarla taşıdıkları sular vesilesiyle söndürülmüş ve Mescid-i Aksa’ya yayılması engellenmiştir. Ne yazık ki bu yangında fethin nişanesi olan minberin taç kısmı hariç tamamı yanmış, Zekeriya mihrabı, Kırklar makamı ve Kıble Mescidi’nin bir kısmı zarar görmüştür.
EBU ZABEL KATLİAMI (12 Şubat 1970)
Mısır sınırında bulunan Ebu Zabel’deki bir fabrikaya siyonistlerin düzenlediği hava saldırısı neticesinde 70 Mısırlı işçi hayatını kaybetmiştir.
SHA’A KATLİAMI (8 NİSAN 1970)
Siyonist terör örgütlerinin Mısır’ın Sha’a kentinde bir okulu bombalaması sebebiyle 46 çocuk şehit olmuştur.
SURİYE KATLİAMLARI (1971)
Siyonist işgal güçlerinin Suriye’de bulunan 7 köye hava saldırısı düzenlemesi sonucunda en az 200 kişi hayatını kaybetmiştir.
LİBYA UÇAĞI KATLİAMI (19 Şubat 1973)
Libya Havayollarına ait bir yolcu uçağı İsrail hava kuvvetlerinin saldırısı ile düşürülmüştür. Uçakta bulunan mürettebat ve yolculardan oluşan toplam 107 kişinin tamamı hayatını kaybetmiştir.
SABRA VE ŞATİLLA KATLİAMI (16 Eylül 1982)
Siyonistlerin gerçekleştirdiği en korkunç katliamlardan birisidir. Siyonist çetelerin Falanjist Hristiyanlar ile yaptığı iş birliği sonucunda, FKÖ askerlerinin orada bulunduğuna dair delilsiz iddialar üzerine dönemin İsrail savunma bakanı Ariel Şaron’un önderliğinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta bulunan Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına düzenlenen saldırıdır. Kampın etrafı İsrail askerleri tarafından kuşatılmış, tek bir kişinin dahi kamp dışına çıkmasına izin verilmemiştir. İsrail askerlerinin kuşattığı kampa Hristiyan Falanjist grupların girmesi ve kampta bulunan sivil halkı çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden katletmesi sağlanmıştır. Bu katliamda yaklaşık 2500 sivil şehit edilmiştir. Bazı kadınlara tecavüz edilmiş, birçok ceset tanınamaz hale getirilmiştir. Lübnan hükümetinin açıklamalarına göre bu katliamda şehit edilenlerden sadece 328 kişinin kimliği tespit edilebilmiştir…
BİRİNCİ İNTİFADA (8 Aralık 1987)
İşgalci İsrail rejiminin hem diğer devletlerle hem de Filistin hükümeti ile yaptığı anlaşmaların kurallarını ihlal etmesi, Kudüs’ü tamamen hakimiyeti altına alıp ‘bölünemez ebedi başkent’ ilan etmesi, anlaşmalar yapılırken tüm dünyaya barışçıl bir poz kesen İsrail’in arka plan Filistinlilere karşı uyguladığı zulüm, haksız tutuklama ve işgal hamlelerini arttırması ve en son işgalci siyonist bir şoförün kamyonunu Filistinli işçilerin üzerine sürerek kasten 4 Filistinliyi katletmesi ile Filistinlilerin kendi haklarını ve topraklarını korumak için başlattıkları, taşlara karşı zırhlı tankların, silahsız çocuklara karşı tam donanımlı teröristlerin savaştığı intifadada haklarını, topraklarını ve Allah’ın emaneti olan Mescid-i Aksa’yı korumak uğruna 1162 Filistinli hayatını kaybetmiş, 90 bin kişide yaralanmıştır.
AKSA KATLİAMI (8 Ekim 1990)
Fanatik Yahudi örgütleri tarafından Mescid-i Aksa’nın bir kısmını yıkmak amacıyla Mescid-i Aksa’ya saldırı düzenlenmiştir. Amaçları Mescid-i Aksa’nın önce bir kısmını, daha sonra tamamını yıkmak ve kendi mabetlerini inşa edecekleri zemini oluşturmaktı. Mescid-i Aksa’nın yıkılmasını engellemek için savunmaya geçen Müslümanlardan 30’u fanatik Yahudiler tarafından şehit edilmiş, 800 Müslüman ise yaralanmıştır.
HAREM-İ İBRAHİM – EL HALİL CAMİ KATLİAMI (25 Şubat 1994)
Ramazan ayının 15’inci gününde cuma sabah namazında El-Halil’deki yasa dışı Kiryat Erbaa Yahudi yerleşim birimi sakini olan ve Kach adlı aşırı siyonist terör örgütü mensubu Yahudi doktor Baruch Goldstein’in tarafından gerçekleştirilmiştir. Tam otomatik silahı ile namaz kılan Müslümanlara ateş açan Goldstein, birçok Müslümanın şehit olmasına ve yaralanmasına sebep olmuştur. Ardından şehit ve yaralılar içeride iken siyonist hükümet tarafından cami kapatılmış ve içeridekilerin çıkışları engellenmiştir. Kendi imkanlarıyla caminin kapılarını açan halk yaralı ve şehitleri çıkartmaya çalışırken tekrar bir saldırı düzenlenmiştir. Burada yine birçok Filistinli yaralanmış ve şehit edilmiştir. Ardından içerisinde Hazreti İbrahim Aleyhisselam, Hazreti Yakup Aleyhisselam, Hazreti İshak Aleyhisselam ve Hazreti Yusuf Aleyhisselam’ın kabirlerinin bulunduğu El Halil Camii tadilat bahanesi ile siyonist hükümet tarafından 6-7 ay kapalı tutulmuş ve daha sonra üçte ikisi sinagog, üçte biri cami olarak kullanılmak üzere açılmıştır. Yılın belli günlerinde ise Müslümanların camiye girişi tamamen engellenmektedir. Bugün ise içerisinde dört peygamberimizin bulunduğu camiyi tamamen ele geçirme çalışmaları yapılmaktadır. Bugün siyonistlerin izni olmadan El Halil Camii’nde ezan dahi okunamamaktadır.
GAZAP ÜZÜMLERİ OPERASYONU (9 Nisan 1996)
Lübnan topraklarından Filistin’i işgal eden siyonistlere karşı yapılan roket saldırılarına karşılık olarak İşgal güçlerinin başlattığı operasyondur. Bu operasyonda 150’den fazla sivil Lübnanlı ve Filistinli hayatını kaybetmiştir.
1.KANA KATLİAMI (18 Nisan 1996)
Dönemin başbakanı olan Şimon Peres’in emri ile İşgal ordusunun Lübnan’a karşı düzenlediği 16 günlük hava saldırısında gerçekleştirdiği katliamlardan biridir. Saldırıda Kana köyünde bulunan BM koruması altındaki mülteci kampının vurulması sonucunda çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 109 sivil şehit edilmiştir.
İKİNCİ İNTİFADA (28 Eylül 2000)
İşgal rejiminin yapılan anlaşmalara uymaması, Yahudi yerleşim yerlerinin sayısını arttırmaya yönelik adımları ve sonunda Ariel Şaron’un ordusu ile birlikte Mescid-i Aksa’ya düzenlediği provakatif baskın ve kurduğu şu cümleler ikinci intifadanın fitilini ateşlemişti; ‘Tapınak tepesi elimizdedir ve elimizde kalacaktır. Yahudilerin en kutsal mekanlarından biri olarak burayı ziyaret etmek her Yahudi’nin hakkıdır.’ Mescid-i Aksa’nın izzetinin çiğnenmesine izin vermek istemeyen Müslümanlar ve işgalciler arasında çatışmalar çıkmış bu çatışmalar çok kısa bir sürede şehrin tamamına yayılmış, Batı Şeria ve Gazze’ye sıçramıştır. Çatışmaların üçüncü gününde silahsız bir baba, bir duvarın dibine sığınarak 11 yaşındaki oğlu Muhammed Durra’yı mermilerden korumaya çalışmış fakat oğlu kollarında zalimlerin silahından çıkan mermiler ile şehit edilmiştir. Küçücük bir çocuğun ve savunmasız bir babanın suçsuz yere kasten öldürülmesi Filistinlilerin öfkesini arttırmış ve bu olayla birlikte intifada Filistin geneline yayılmıştır. Filistinlilerin haklarını, canlarını, namuslarını, topraklarını ve Allah’ın mübarek kıldığı beldeyi muhafaza etmek için başlattıkları intifada 5 yıl sürmüş ve Filistinliler bu beş yıl içerisinde işgalci terör örgütleri tarafından çok ciddi zulümlere maruz kalmışlardır. İkinci intifada süresince Batı Şeria ve Gazze Şeridi siyonistlerin istilasına maruz kalmış, birçok tarım arazisi talan edilmiş, birçok ev yıkılmış ve Batı Şeria ve Gazze’yi Filistin’den ve hatta diğer tüm bölgelerden tecrit eden ayrım (utanç) duvarları inşa edilmeye başlanmıştır. Uluslararası adalet divanı tarafından ayrım duvarlarının inşasının durması ve inşa edilen kısımların yıkılması kararı çıktığı hâlde bu ayrım duvarlarının yapımına hala devam edilmektedir. İkinci intifada devam ederken takvimler 22 Mart 2004’ü gösterdiğinde Filistinlilerin askeri kanadı ve direnişin temsilcisi olan Hamas’ın kurucusu, tekerlekli sandalyeye mahkum olduğu hâlde düşmanın kalbine korku salan Şeyh Ahmet Yasin sabah namazı çıkışında siyonistlerin düzenlediği hava saldırısı ile şehit edilmiştir. 5 yıl süren intifada boyunca 4412 Filistinli şehit edilmiş, 48.322 Filistinli ise yaralanmıştır.
KORUYUCU KALKAN OPERASYONU (29 Mart 2002)
İkinci İntifada’yı bastıramayan işgal güçleri Batı Şeria’da Filistinlilere tahsis edilen yerleri tekrar işgal etme girişimde bulunmuş ve bu sebeple Batı Şeria’ya saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıda 500’den fazla Filistinli şehit edilmiş, 1500’den fazla kişide yaralanmıştır. Birçok özel ve kamu malına ciddi zararlar verilmiştir. Bu saldırı 1967’den sonra Batı Şeria’ya düzenlenen en büyük saldırılardandır.
KORUYUCU KALKAN OPERASYONU (29 Mart 2002)
İkinci İntifada’yı bastıramayan işgal güçleri Batı Şeria’da Filistinlilere tahsis edilen yerleri tekrar işgal etme girişimde bulunmuş ve bu sebeple Batı Şeria’ya saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıda 500’den fazla Filistinli şehit edilmiş, 1500’den fazla kişide yaralanmıştır. Birçok özel ve kamu malına ciddi zararlar verilmiştir. Bu saldırı 1967’den sonra Batı Şeria’ya düzenlenen en büyük saldırılardandır.
CENİN KATLİAMI (3-15 Nisan 2002)
1948 savaşında evlerini kaybeden ve Birleşmiş Milletler gözetiminde Batı Şeria’nın Cenin bölgesinde kurulan mülteci kampına yerleştirilen sivillere yönelik Siyonistler tarafından hava ve kara saldırısı şeklinde düzenlenen katliamdır. Bu katliamda 1300 kişi şehit edilmiş, 1500 kişi ise yaralanmıştır. İşgal güçleri bu katliamı gizleyebilmek adına şehit ettikleri insanları toplu mezarlara defnetmiştir.
GÖKKUŞAĞI OPERASYONU (18 Mayıs 2004)
Gazze-Mısır sınır bölgesinde bulunan Refah kenti ve çevresine terörist grupların bulunduğu iddiası ile başlattığı saldırıdır. Asıl amacı Mısır ve Gazze arasındaki tünelleri yıkmak olan siyonistler bu saldırıda 60 tan fazla sivili şehit etmiş ve bölgeye maddi anlamda ciddi zararlar vermiştir.
TÖVBE GÜNLERİ OPERASYONU (29 Eylül 2004)
Siyonist işgalcilerin ikinci intifada devam ederken Gazze’ye yönelik düzenlediği saldırıdır. Bu saldırıda yaklaşık 130 Filistinli şehit edilmiştir. Yaralı sayısı hakkında bilgimiz bulunmamaktadır.
YAZ YAĞMURU OPERASYONU (28 Haziran 2006)
Gazze Şeridinin Kerem Şalom sınır kapısı yakınlarında Hamas tarafından yapılan bir saldırıya karşılık olarak başlatılmıştır. Fakat siyonistler orantısız güç kullanmış ve her zaman olduğu gibi tüm savaş kurallarını ihlal etmiştir. Bu saldırıda sadece 7 siyonist ölürken 402 sivil Filistinli şehit edilmiştir. Kullanılan gücün orantısızlığı kayıp sayılarından açıkça anlaşılmaktadır. Yaz Yağmuru Operasyonu ‘orantısız güç kullanımı ve uluslararası hukuk ihlali’ gerekçesiyle dünya kamuoyu tarafından kınanmıştır. Unutulmamalıdır ki Siyonist işgal güçleri her türlü kınama ve cezalara rağmen her çatışmada orantısız güç kullanmış, sivilleri hedef almış ve almaya devam etmektedir ve unutulmamalıdır ki Filistinlilerin başlattığı her saldırı ve intifada sadece haklarını, canlarını ve Allah’ın mübarek kıldığı toprakları muhafaza etmek içindir.
LÜBNAN KATLİAMI (12 Temmuz 2006)
İşgal güçlerinin Gazze şeridinde aynı aileden 8 kişiyi katletmesi üzerine Ortadoğu’da her daim var olan gerginlik artmıştır. İşgal güçlerinin yaptıkları zulümlere cevap olarak Hizbullah’ın verdiği karşılık ise Lübnan-İsrail savaşının başlamasına sebep olmuştur. Bir savaş olarak görülse ve kayıtlara savaş adıyla geçse de Siyonistlerin orantısız güç kullanması ve savaş kurallarını ihlal etmesi sebebi ile katliama dönüşmüştür. 1 ay boyunca Lübnan’ı bombardıman altında tutan Siyonistler başkent Beyrut’u tanınamaz bir hâle getirmiş, 1191 sivili katletmiş ve yüzlercesinin yaralanmasına sebep olmuştur.
SICAK KIŞ OPERASYONU (29 Şubat 2008)
İşgal güçlerinin Gazze’ye düzenlediği, yaklaşık bir hafta süren bir saldırıdır. Bu saldırıda 112 Filistinli şehit edilmiş, 150’den fazla Filistinli ise yaralanmıştır.
DÖKME KURŞUN OPERASYONU (27 Aralık 2008)
Gazze savaşı veya Gazze Kuşatması olarak da bilinen saldırıda Gazze işgal güçleri tarafından karada, havadan ve denizden abluka altına alınmıştır. 22 gün süren, tüm savaş kurallarının ihlal edilip fosfor bombası gibi yasaklı silahların kullanıldığı saldırıda yaklaşık 1500 kişi şehit edilmiş, 7000 kişi yaralanmıştır. Ayrıca 4000 hane yıkılmış, 17500 binada hasar almıştır.
MAVİ MARMARA (31 Mayıs 2010)
‘Rotamız Filistin, Yükümüz Özgürlük’ sloganı ile Gazze’de ki ablukayı kırmak için yola çıkan yardım gemisine Siyonistler tarafından düzenlenen saldırıdır. Bu saldırıda önce gemiye ses ve sis bombaları atılmış daha sonra rastgele ateşler açılarak gemideki 10 yardım gönüllüsü şehit edilmiş, 50 gönüllü ise yaralanmıştır.
BULUT SÜTUNU OPERASYONU (14 Kasım 2012)
Siyonistlerin Siyasi sebeplerle Filistinlileri kışkırtarak savaş yanlısı göstermeye çalışmalarının sonuçsuz kalması neticesinde Gazze’ye yönelik doğrudan başlattıkları bir saldırıdır. Bu saldırıda 162 Filistinli şehit edilirken 1300 kişi de yaralanmıştır. Ayrıca 200 ev tamamen yıkılmış, 1500 ev de hasar almıştır.
KARDEŞİN BEKÇİSİ OPERASYONU (12 Haziran 2014)
Üç Yahudi yerleşimcinin kaçırılması sonucunda başlatılan operasyondur. Hamas tüm suçlamaları reddedip olayla ilişkisi olmadığını söylemesine rağmen işgal güçleri olaydan Hamas’ı sorumlu tutmuş ve Hamas ile bağlantısı bulunan 400 kişiyi tutuklamıştır. İşgal güçleri operasyon sırasında 1000’den fazla eve baskın düzenlemiş ve en az 6 Filistinliyi şehit etmiştir. İşgal ordusu 18 gün sonra 30 Haziran 2014’te kaçırılan 3 yerleşimcinin cesedini bulduktan sonra radikal işgalciler intikam almak amacıyla 15 yaşındaki Muhammed Abu Khdeir’i kaçırmış ve canlı canlı yakmıştır. Suçsuz bir Filistinli çocuğun diri diri yakılması Gazze’den İşgalcilere karşı düzenlenecek olan roket saldırılarını tetiklemiştir.
KORUYUCU HAT OPERASYONU (8 Temmuz 2014)
Gazze’deki Filistin direniş gruplarının İsrail’e roket atışlarını durdurmak bahanesi ile havadan, karadan ve denizden Gazze’ye düzenlenen saldırılardır. Hava saldırıları sonucu 23 Filistinli hayatını kaybetmiş, yaklaşık 100 kişide yaralanmıştır. İşgal güçlerinin Gazze’ye başlattığı saldırıdan sonra aynı gün Filistinliler Gazze’ye destek amacıyla Batı Şeria’da protesto gösterileri düzenlemiştir. Bu gösteriler işgal güçleri tarafından gerçek mermiler kullanılarak bastırılmaya çalışılmış ve bu esnada 15 Filistinli daha şehit edilmiştir.
ŞUCAİYYE KATLİAMI (20 Temmuz 2014)
İşgal güçleri tarafından Filistin’in Şucaiyye mahallesine düzenlenen, orantısız güç kullanılarak sivilleri hedef alan saldırıda yaklaşık 80 kişi şehit edilmiştir.
MESCİDİ AKSA SALDIRILARI (2018-2019-2020-2021)
Özellikle Ramazan aylarında artan Mescid-i Aksa baskınlarında onlarca Filistinli şehit edilmiş, yüzlerce Filistinli yaralanmış, yüzlerce Filistinli keyfi tutuklamalara maruz kalmıştır. Bu saldırılarda sıkılan kurşunlar sebebiyle mescidin bazı kısımları zarar görürken, kullanılan maddeler sebebiyle mescidin bazı kısımlarında yangınlar çıkmıştır. Özellikle 2021 Ramazan ayında düzenlenen baskınlar dün gibi gözlerimizin önündedir. İçerisinde kadın ve çocukların bulunduğu cemaate namaz vaktinde plastik mermiler, ses ve gaz bombaları ile saldıran işgalciler onlarca Filistinliyi yaralamış ve Mescid-i Aksa’yı savaş alanına çevirmiştir.
AKSA TUFANI (7 EKİM 2023)
Kasım 2022 seçimleriyle birlikte İşgal hükümetinin bugüne kadar ki en Siyonist yönetim devri başlamıştır. Bu hükümetin başkanı Bünyamin Netenyahu , Ulusal Güvenlik Bakanı ise ABD’nin dahi terör örgütü olarak kabul ettiği KAH hareketinin eski üyelerinden olan İtamer Ben Gvir idi… İtamer Ben Gvir; yerleşimcilerin Filistinlilere karşı uyguladığı baskı ve şiddet eylemlerini destekleyen, hatta İzak Rabin’in öldürülmesi öncesinde yapılan provakatif eylemlere açıkça destek verdiğini belirten, Filistinlilere bireysel suikastlar düzenleyen ve Filistin’in herhangi bir yerinde bireysel saldırılar düzenleyen katillere hayranlığını açıkça dile getiren radikal bir siyonisttir. İtamer Ben Gvir’in koltuğa oturur oturmaz ilk yaptığı şey Mescid-i Aksa’ya provakatif bir baskın düzenlemek olmuştur. 2022’den sonra işler tahammül edilemez bir noktaya gelmiştir. Mescid-i Aksa’ya günlük baskınlar arttırılmış, zamansal bölünmede son noktaya gelinmiş ve Yahudiler Mescid-i Aksa’da iken Müslümanların girişine asla izin verilmemeye başlanmıştır. Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesine yönelik faaliyetler arttırılmış, ‘Tapınağın Manevi İnşası’ hedefinde oldukça ilerlenmiştir. İşgal güçleri Siyonist Yahudilerin Mescid-i Aksa’nın yerinde sanki kendilerine ait bir tapınak varmış gibi günlük ibadetlerini ve özel günlerinde yapmaları gereken tüm ritüelleri rahat bir şekilde uygulamaları için gerekli olan tüm imkanı onlara sağlarken bir yandan Müslümanlara yönelik baskı, kısıtlama, şiddet ve keyfi tutuklama faaliyetlerini oldukça arttırmıştır. 2023 yılı Yahudi bayramları dönemine gelindiğinde ise Siyonist Yahudiler bugüne kadar gerçekleştiremedikleri neredeyse tüm hedeflerini gerçekleştirmeyi başarmışlardır. İbrani yılbaşı ile başlayıp Sukot bayramı ile biten 1 aylık bayram dönemlerinde gerçekleştirdikleri en büyük hedeflerinden biri Mescid-i Aksa’ya 5000 kişi ile baskın yapmak olmuştu. Mescid-i Aksa 2023 Sukot Bayramında 7 günde toplam 5000 siyonist tarafından baskına uğramıştır. Bu hedeflerini gerçekleştiren Yahudiler ‘bakın bizde buradayız, siz yoksunuz biz varız demek ki burası bize ait, bize de buradan bir binayı tahsis edin ve biz orayı sinagoga çevirelim.’ şeklinde tahrik edici söylemlerde ve açık taleplerde bulunmaya başlamışlardı. Aynı zamanlarda Uluslararası arenada ve Arap ülkeleri arasında İsrail ile normalleşme adımlarının atılması, Netanyahu’nun 22 Eylülde Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmada ‘Yeni Ortadoğu’ projesini harita ile belgelendirmesi, hem Uluslararası arenada hem de Filistin’de Yahudileştirme politikalarının artışı ve işgalin normalleştirilmesine yönelik hareketler hukuki olarak meşru müdafaa hakkına sahip olan Filistinlilerin haklarını, canlarını, topraklarını ve Allah’ın mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’yı korumak için harekete geçmelerine sebep olmuştur. 6 Ekim’de Yahudilerin bayram dönemi bitmiştir. Mücahitler ise hiç vakit kaybetmeden 7 ekimde Mescid-i Aksa’yı korumak için harekete geçmiştir. Ebu Ubeyde’nin ilk açıklamalarında da belirttiği gibi ‘Mücahitler Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesini kanları ile durdurmuşlardır!’ Mescid-i Aksa’yı korumak için başlatılan Aksa Tufanı, işgal güçlerinin orantısız güç kullanımı ve savaş kurallarını ihlali sebebiyle soykırıma dönüşmüştür. 7 Ekim’den bugüne (07.09.2024) 11 aydır Kudüs’te resmi rakamlara göre 67 şehit edilmiş, 230 kişi yaralanmıştır. 43.635 baskın gerçekleştirilirken 298 yapı yıkılmıştır. 1661 keyfi tutuklama, 327 fiili hapis, 98 ev hapsi gerçekleştirilmiştir. 101 kişiye uzaklaştırma, 11 kişiye ise yurt dışına çıkma yasağı getirilmiştir. Mescid-i Aksa’nın hatipleri, murabıt ve murabıtalarına ev baskınları düzenlenmiş, tutuklamalara ve türlü işkencelere hatta suikastlara maruz bırakılmışlardır. İlk aylarda Mescid-i Aksa’ya Müslümanların giriş çıkışları tamamen engellenmiş, Gazze cephesinde gerçek bir zafer elde edemeyeceğini anlayan hükümet, Mescid-i Aksa’yı kontrolü altına almaya çalışarak manevi bir zafer elde etme çabasına girişmiş, Müslümanların girişini engelleyip Yahudilerin para karşılığında Mescid-i Aksa’yı doldurmasını isteyen hükümet ‘Siz giremiyorsunuz ama biz girebiliyoruz çünkü burası bizim’ mesajı vermeye çalışmıştır. 7 Ekim’den bugüne Gazze’nin durumu ise herkes tarafından bilinmektedir. Açıklanan resmi rakamlara göre Gazze şeridinde 11 ayda yaklaşık 41 bin kişi şehit edilmiş, 95 bin kişi yaralanmıştır. Bölgedeki okullar, hastaneler, camiler, çocuk parkları, kiliseler, sivillerin korunmak için sığındığı çadırlar kullanılması savaş suçu sayılan bombalar ile bombalanmıştır. Özellikle kadınları ve çocukları hedef alan siyonistler katliamlarına devam etmektedir. Tüm bu bilgilerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: İşgalci siyonistlerin hedefi sadece Filistin değildir. Tarih boyunca yaptıkları saldırılar, kendi ırkları dışında kalan herkesi birer düşman olarak gördüklerinin kanıtıdır. Siyonizme en çok destek veren İngilizlere karşı dahi saldırılar düzenlemişlerdir. Belgelere bakıldığı zaman Fransızlara, Almanlara, Mısır’a, Lübnan’a, Suriye’ye, Libya’ya ve daha birçok ırka ve ülkeye açık saldırılar düzenledikleri görülmektedir. Türkiye’yi açıkça tehdit ettikleri, Türk vatandaşları hedef almaktan çekinmedikleri unutmamalıdır. Bununla birlikte işgalci siyonistlerin sadece silahlı asker birliklerini hedef almadıkları, sporculara, sağlık çalışanlarına, yardım gönüllülerine, çocuklara, kadınlara yönelik yaptıkları kasıtlı saldırılarla açıkça görülmektedir. Tarihini bu kadar kanlı katliamlarla dolduran ırkçı ve işgalci siyonist rejim, henüz sırası gelmediği için Türkiye’ye karşı fiili bir saldırıda bulunmamaktadır. Yaptıkları zulmü durdurmak adına Türkiye’nin atacağı ilk ciddi adımda Türkiye’ye saldıracaklarını, Filistinli çocukların, annelerin, babaların ve orada bulunan tüm insanların kaderini yaşamamıza ramak kaldığını bilmek zorundayız. Kesinlikle unutulmaması gereken bir hakikat varsa o da İşgalci siyonist zihniyetin kendileri dışında herkesi düşman olarak gördükleri ve Mescid-i Aksa davasının sadece Filistinlilerin değil, tüm dünya insanlarının ortak davası olduğudur. Çünkü İşgalci siyonist rejim; din, dil, ırk ayırmaksızın kendileri dışında kalan tüm insanlara ve insanlığa karşı bir düşman konumundadır. Bu düşmanlık karşısında ise tüm insanlar ortak bir davada birleşmek zorundadır. O dava ‘Mescid-i Aksa ve özgürlük davasıdır’ ‘Eğer işgalci bir Siyonist değilseniz öldürülmesi gereken kurbanlardan birisi de sizsiniz. Sadece size karşı uygulanacak katliamın henüz vakti gelmedi… Öyleyse mazlumlardan biri olmadan önce bu hakikatin farkına varıp, düşman karşısında birlik olup, bu dava yolunda çalışmak her bireyin sorumluluğudur.’
Şeyma Nur ÇEKER

MaşaAllah Tebarekallah La Havle Vela Guvvete İlla Billah 😍. Kaleminize sağlık…
BeğenLiked by 1 kişi