Yoldaki 3 İşaret

Keder, Şükür:
Birinci İşaret: İç dünyamızın hakikatlerine yol göstermektedir.
Filistin meselesi 7 Ekim’de başlamadı. 1948’te veya 1917’de de başlamadı. Filistin meselesi 637’de Hz.Ömer döneminde İslam’ın o beldeyi ilk fethiyle de başlamadı.
Ebu Zer radıyallahu anh şöyle dedi: “Ya Rasûlallah! Yeryüzünde ilk kurulan mescit hangisidir?” dedim. “Mescid-i Haram’dır” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sordum. O, “Mescid-i Aksa’dır” buyurdu. “Bunların arasında ne kadar zaman vardır?” dedim. “Kırk yıl vardır” buyurdu. (Müslim, Mesacid, 2 )
Mescid-i Haram’ı ilk inşa eden peygamber Hz.Adem aleyhisselam olduğuna göre bu mesele insanlığın başlangıcına kadar gitmektedir. Peki bir şeylerin farkına varalı yalnızca 1 sene olmuşken Türkiye halkı neden Filistin davasında yoruldu? Neden boykot gün geçtikçe zayıflamakta? Neden halkımız (her birimiz buna dahil olmak üzere) Gazze haberlerini izleyemez hale geldi? Çünkü “vah vah vah tüh tüh tüh” yaklaşımı ancak bu kadar dayanabilir. Bizler duygusallığımızla bu meseleye yaklaştıkça her geçen gün farkındalığımız azaldı. İlk aşamada bugün yaşanan katliamdan daha azı yaşanıyordu ancak biz daha büyük tepkiler veriyorduk, verebiliyorduk. Geldiğimiz noktadaysa duygusal yaklaşımımızdan bedenimiz yoruldu. Aslında birinci aşamayı tamamlamış olduk. Duygusal yaklaşım safhası.
Peki bu duyarlılığı artırmak için ne yapmalıyız? Kendimizi üzülmeye mi zorlamalıyız? Akşam yemeğinde yediğimiz yemekleri görünce bu sofra bana ziyandır diyerek kendimize zehir mi etmeliyiz? Kalbimiz evet, mantığımız hayır demektedir. Bu sorulara gerçekten evet diyecek olsak dahi yine de sürdürülebilir bir süreç olmayacaktır; çünkü nihayetinde biz bu nimetlere sahibiz ve bugün soframızı ziyan görsek yarın evimiz bizim gözümüze gelecektir;  başka gün sıcak yatağımız ve bu böyle sürüp gidecektir. Sonunda bize kalan yine neticesiz bir yorgunluk olacaktır. Bu nedenle nimetleri reddetmek yerine üzerine düşünerek şükretmeliyiz. Çünkü şükür sayesinde farkındalığımız artacak ve Gazzeli kardeşlerimizin sahip olmadığı bizim sahip olduğumuz nimetler karşısında bir nebze olsun empati yapabilme imkanı kazanacağız. Bizler insanız ve nimete doymaz bir fıtrata sahibiz. Ne zamanki sahip olduklarımızın farkında bir yaşam süreriz işte o gün Rasulullah aleyhisselamın bizleri uyardığı vehn yani dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmek hastalığından korunmuş oluruz. Peki bu hastalıktan korunmak bizlere ne kazandıracak? Duygusal yaklaşımın yerine ikinci aşama olan nimetlere şükretmeyi hakkıyla yerine getirebilirsek farkında olduğumuz bir hayatı yaşamaya başlayacağız. Bu da fikri olgunluk evresinin kapılarını bizlere aralayacaktır İnşallah.


Talep, Îsar:
İkinci işaret: Fikri anlayışımızın hakikatlerine yol göstermektedir.
(Îsar kendisi muhtaç olduğu halde nefsinden ferağat edip bir başkasını tercîh etmek demektir.)
Bizler Filistin meselesinde bu zamana kadar gerek eğitim programları aracılığıyla ilmi anlamda gerek birilerinin ortaya koyduğu projeler aracılığıyla ameli anlamda talepte bulunduk veya davetlere icabet ettik. Buna bir nevi tüketim anlayışı da diyebiliriz. Bu tüketim hareketini Filistin’le ilgili ortaya koyulan işlerde doğrudan katkı sağlamadığımız, katılımcı olarak destek verdiğimiz her çalışmaya uyarlayabiliriz. Bu, fikri anlayışımızın ilk aşamasını oluşturmaktadır. Bir sonraki aşamaysa zihni olarak talep eden taraf veya icabet eden taraf olmaktan çıkıp bizzat ortaya iş koyup talep oluşturan taraf olmaktır. Yani bu zamana kadar talep ettiklerimizde, Îsar anlayışını uygulama vaktidir. Peki nasıl bir yol izlenmeli? Bu soru da bizleri üçüncü ve son hakikate yöneltmektedir.

اِقْرَأْ, قُمْ فَأَنذِرْ
Oku, Kalk ve Uyar
Üçüncü işaret: Hareket anlayışımızın hakikatlerine yol göstermektedir.
İç dünyamızdaki duygusal karmaşayı tamamladıktan sonra fikri anlayışımızı da bir zemine oturtabildiğimize inanıyorum. Bu iki hakikati de benimseyenler, kendilerini son bir soruyla daha karşı karşıya bulacaklardır. Ben ne yapmalıyım?
Burada da iki aşama bizleri beklemektedir. Birinci aşama Allah’ın, Rasulüne ilk emri olan “قْرَأْ” yani okuma aşamasıdır. Çünkü insan tanımadığını sevemez, bilmediği bir belde için uykularını feda edemez. Kudüs’ün özgürlüğünün ilk adımı “Zihinlerin Özgürlüğe” kavuşmasıdır. Bu anlayış hareketimizin ilk adımı olursa yolumuz Selahaddin Eyyubi’nin yolu olur. Çünkü Selahaddin, Kudüs’ü fethinden sonra ordusuna söylediği şu sözleri bizlere de miras bırakmıştır: “Ey askerlerim! Sanmayın ki bu toprakları kılıçlarınızla fethettim bilakis ben fethimi Kadı el-Fadıl’ın kalemi sayesinde gerçekleştirdim.”  Hareket hakikatimizin ilk aşaması Filistin davasını özümseyecek kadar ilmi donanıma sahip olmaktır. Tüm bu serüveni hakkıyla yerine getirdikten sonra özgür Beytülmakdis’e kadar sürecek olan aşamayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Allah’ın, Rasulüne ikinci emri olan (farklı rivayetler de mevcuttur) “ قُمْ فَأَنذِرْ” yani kalk ve uyar aşaması. Bu aşama her ne kadar en zor ve en detaya ihtiyaç duyulan aşamaymış gibi gözükse de aslında en kolay ve en anlaşılır aşamadır. Çünkü bu aşama tek bir soruya cevap verir ve bu cevap da her birinizin kendi içindedir.
Filistin Davası Uğrunda Benim Elimden Ne Gelir?  


Muhammed Emin SARIOĞLU

1 Comment

  1. Ellerine ve fikirlerine sağlık değerli yazar kardeşim.

    Allah bizlere kederi şükür ile tebdil etmeyi, talebi îsar ile neticelendirmeyi ve kalkıp okuduğumuzla insanımızı uyarmayı nasib etsin.

    Beğen

Abdulkadir Ayyıldız için bir cevap yazın Cevabı iptal et