Gazze,
Bir şehrin değil, bir yaranın adıdır.
Coğrafyanın değil, insanlığın tam ortasında açılmış bir uçurumdur
Küçük ellerin toprağa yada süslü bir oyuncağa değil, boş tencerelere, boyundan büyük su kaplarına uzandığı,
Kurşunların, bombaların ve açlığın öldürdüğü,
Her sabahın bir vedaya döndüğü yerdir Gazze.
Düşün…
Bir anne çocuğunu değil, onun son nefesini taşıyor kucağında.
Bir baba, ekmek kuyruğunda değil, şehitler listesinde yazılıyor.
Bir çocuk, alfabenin ilk harfini değil, bombaların sesini öğreniyor. Bebekler ninni yerine feryatları duyuyor ilkin.
Ve insanlar her gece “acaba sabaha çıkacak mıyız?” korkusuyla değil,
“Sabahı görecek miyiz?” sorusuyla uykuya dalıyor — tabii dalabilirlerse.
Gazze’de zaman, saatle değil, patlamalarla ölçülüyor.
Dakikalar arasında kaç çığlık sıkışır? Kaç kaçış belirler günleri..
Bir günü kaç defa gömülebilir bir halkın?
Açlığın doygunluğa, yoksulluğun alışkanlığa dönüştüğü bu topraklarda,
İnsanlar yaşamıyor… direniyor, direnerek hayatta kalıyor.
Gazze’de çocuklar oyun oynamaz.
Onlar erken büyür, erken susar, erken ölür.
Bir oyuncak yerine, bazen bir kardeşin cansız bedeniyle oynarlar.
Ve onlar asla ağlamazlar.
Çünkü ağlamak bile ayrıcalıktır artık bu şehirde.
Ekmek yoktur ama izzet vardır.
Su yoktur ama sabır vardır.
Elektrik yoktur ama direniş, inadına bir kıvılcım gibi yanar yüreklerde.
Ve dünya…
Dünya duyar ama duymazdan gelir,
Görür ama gözlerini başka tarafa çevirir.
Çünkü Gazze sadece aç değil, terk edilmişliğin en ağır sofrasındadır.
Ey dünyaya seslenen vicdanlar,
Ne zaman bu kadar rahat sustunuz?
Bir halk açlıktan kırılırken, neden sofralarınıza tuz bile fazla geldi?
Mazlumun ekmeği çalındığında, neden sessizce yemeğinize devam ettiniz?
Gazze’yi anlatmak için kelimeler yetmez.
Çünkü Gazze, bir anlatı değil, bir ağıttır.
Gazze, bir yazı değil, bir sükûttur — ama içinde milyonlarca çığlık taşır.
Ve bu çığlık, göğü deler, yeri titretir, ama sizleri hâlâ uykudan uyandırmaz.
Yine de…
Tüm açlığa, yokluğa, ihanete ve yalnızlığa rağmen,
Gazze ayaktadır.
Çünkü orada insanlık henüz ölmedi.
Çünkü bir parça hurma, bir damla su, bir dua ile dimdik duran bir halk var.
Ve onların suskun direnişi, bizim gürültülü suskunluğumuzdan daha güçlüdür.
Unutma:
Gazze’ye yardım etmek sadece ekmek göndermekle olmaz.
Önce kalbinle oraya ulaşmalısın.
Çünkü bir halk, hem aç hem yalnız bırakılmışsa,
Bu sadece savaşın değil, insanlığın da utancıdır.
Arife Yıldırım
